Menü Kapat

Kuru İncir

KURU İNCİR

Hatırlıyorum;

Hatırlıyorum ne demek, hiç unutulmuyor, unutmuyorsun ki.

Ortaokul zamanları ya on dört ya on beş.

Yaşım diyorum, tek onluklu rakamların ortaları yani iki onluğa varmadığım çağlarım.

Ortaokul müzik öğretmenim, müzikle ilgili becerilerim üzerine ailemi okula davet etti.

Hiç unutmam adamcağız gözyaşları içinde “çocuğu konservatuar sınavlarına götürün bu çocuk orada olmalı” derken ikna çabalarını.

İkna olmaya olur ve iknalı insanlardı annem de rahmeti babamda, ‘da sı’ var işte… Bu ekler de hep sorun…

Ve fakat, gel gör ki doğduğun yer dünyanın 7 harikasından biri olan bir şehir olsa da, evde özgürlükçü, demokratik bir ortam olasa da kız kısmısı söz konusu olunca 70- 80 ler de işler o kadar da barışcıl olamayabiliyordu. Kaldı ki gelenekçi aileler yine söz konusu kız kısmısı olduğunda  bireysel alanına ait özgürlüklerin, seçimlerin  ve dahi bilumum hayat sıradanı zora , daha zora girer.

Ataerkil görünümlü anaerkil bir  ailede rahmetli babaannemle büyüdüm. Kuşkusuz çok şey kattı çok şey eksiltti. Çokların değeri de durumu da duygu durumuma göre değişkenlik gösterebilir. Çok şeyin üstünü kapatırsın. Çoğu zaman yok sayarsın. Bazen yaşama ihtimalin olan yaşayamadıklarına hayıflanırsın. Vaktiyle yaşanması gerekenler ne denli yerli yerinde olursa olsun,  bazen seni  kendi dalında kurutur, unutamazsın.

Ortaokul müzik öğretmenimin ailemle konuşma yaptığı günün gecesi evde ortaokuldan sonra konservatuara girmem gerekliliği üzerine konuşulurken, edeceği söz nerdeyse ayeti kerime gibi kabul gören kadının ağzından şu sözler döküldü.

“Amannn oğlum, sen ne diyorsun, bu serpilmiş, akça pakça kız, deme oğlum, oralara gönderirsen kimin kucağına düşer”.

Cümlenin sonunda odada ki sessizlik aslında her şeyi açıklıyordu.

Kimse kimseye söz söylemiyor. Göz göze gelmemek için kimse birbirine bakmıyordu.

Israrla bekledim, gözlerimi babamın gözlerine diktim bekledim. Bekledim…

O günden beri herhangi biri ile ucu nereye varacak olursa olsun, o son söz söylenene kadar insanların gözünün içine bakarak, hatta kalbine bakarak konuşur oldum.

Ve o günde farkındaydım bahçemizde bulunan meyve ağaçlarını ve dahi incir ağacını.

Tam yirmi beş tane ağaç…

O ağaçların tepeleri kendimle kendime kaldığım en güzel zamanlarımın şahidiydi.

Sonra o işler olmadı. Babaannemin baskın rolü babamın üzerinde yine geçerliliğini sağlamıştı.

Hoş olmadı da ben müzikten mi koptum, tabi ki hayır. Sadece babaannem tanık olmadı diyelim …

Aynı müzik öğretmeni ile çok okul gösterisi düzenledik.

Ardan çok yıllar geçti, sonrakiler bir süre babaannem de tanık oldu. Ve dahi gururlandı.

Gün geldi ülkenin gerçek müzik yapıcıları, müzisyenleri en yakın dostlarım oldu.

Gün geldi unutulmaz, televizyon programları yaptım. Türkiye’nin ilklerine giren müzik programlarının mimarı oldum.  O yapımlar öyle şanlı isimler doğurdu…

Gün geldi röportajlar yazdım.

Gün geldi o gün babaanneme sesini çıkarmayan bir şeylere der mi diye gözüne gözümü diktiğim babam elinde bir “ud” ile geldi.

Özel dersler alabilmem için elinden gelini yaptı.

Gün geldi elinde yine harika bir “dijital piyano” ile geldi.

Yaşım iki onluğun sonlarına yaklaşıyordu.

Gün geldi kendisinin “Ağır Bar” oynadığı halk oyunları derneğinde erkek kostümü giyerek ‘Ağır Bar’ı o ekiple temsile çıktım.

Sonra gün geldi hamile olduğumu bilmediğim ikinci ayımda karnımda bebeğimle “Sürmene Sallaması” nı sergiledim.

Sonra uzun bir ara verdim hayatımda her şeye ve her kese…

Bir kes vardı o da bebeğimdi…

Onun doğumuyla birlikte ömrümün dört, beş senesi boyunca  aklım da bedenim de ruhum da  hizmetindeydi.

O doğmadan okumuştum “Doğmamış Çocuğa Mektupları”.

Sonra kendimle, kendime kaldığım anlarımda, bebeğime mektuplar yazarken buldum kendimi.

Bebeğime yazdığım ilk yazılar…

Bebeğim büyüdü, babam göçtü…

Sonra onun radyosundan dinlediğim türküler eşliğinde  Yazdıklarım.Yazdım, yazdım, yazdım…

Bebeğimin müzik kutusu baba yadigârı bir el radyosu olmuştu.

Sonra gün geldi bu memleketin tüm seslerini enstrümanında, parmak uçlarında, gırtlağında, taşıyan o adam çıktı karşıma.

Senaryosunu can cana yazdığımız bir sevda hikayesinin baş kahramanları olduk.

Arada ne kahramanlıklar…

Elbette arada başakaca annelerin  anaerkil restorasyon çalışmaları.

Olduk mu sana şeddeli kahramalıklar.

Turna kanadına tutumuş, göçmek için acele eden ve  giden bir baba daha…

Kolay değildi bize biçilen hayat elbet ancak “bir saz bir kalem” di bu sevdanın harcı.

Hal bundan ibaret olunca bu kez yok etmeye  yetemedi kimselerin  harcı…

Bir birimize tutunduk, kök salmaya başladık.

Sonra gün geldi adam yazdıklarıma müzik yaparken “bunları paylaşman” lazım dedi.

Yaz dedi.

Daha çok yaz, daha çok oku.

Sonra gün geldi dünyanın müzikleri ruhumuzu doyururken, çok yazdık, çok okuduk, çok yazdırdık, çok okuttuk.

Sonra gün geldi yazdığım anlarımın, beslenme teneffüslerinin, en güzel zili oldu “dünya halk müzikleri” …

Sonra gün geldi kitaplarım oldu.

Sonra onların müzikleri oldu.

Sonra onların hikâyelerinin müzikleri oldu.

Kimi zaman paylaştım.

Yüreği yüreğime değenlerle buluştuğum da oldu.

Buluşunca fark ettim ki işte o ağaç tepelerinin şahitliği gibi onların şahitliği de pek mutlu edermiş meğer.

Dedim ki , yeniden paylaşmak lazım.

Paylaşayım.

Tam da paylaşacağım kesinleşmiş, yeni bir kitabımın yola çıkışını gözlediği gün gördüm bahçede ki incir ağacını.

Sonbaharın ilk ayıydı.

Yaprakları yeşile küsmüş, sarı  kahverengi alacasında.

Dalları şaha durmuş koca gövdeli ağaç dim dik duruyordu karşımda sanki babaannem gibi karşımda…

Telefonun diğer ucundaki ses; Artan kâğıt fiyatlarına bağlı olarak kitabı kibarca çıkaramayacağını söylüyordu.

Anlara şahitlik eden incir ağacı ise bana dalında kuruttuğu meyvesini gösteriyordu…

Telefonu kapatırken artık ikimizi aynı sızıdan sıyırmak, o sızıyı “biliyorum” diyen, hüznümüzden sarılacak bir şahit lazımdı.

Souad,  “Ghir Enta”   diyordu .

 

Uzakta bir yerlerden  bahçeye ulaşan sesiyle, Souad Massi şahitliğinde son bulmuştu tüm sızılarımız.

Zira; meselemiz ne kurumaktı, ne kurutmak, yaşamaktı, bir ağaç gibi  hür…

 

Kübra  Ünlü

Souad Massi – Ghir Enta

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir