Menü Kapat

Kübra Ünlü – Nilüfer Aydan ve Fatma Karanfil Röportajı

Kübra Ünlü – Nilüfer Aydan ve Fatma Karanfil Röportajı
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  


Kübra Ünlü – Nilüfer Aydan ve Fatma Karanfil Röportajı

Kübra Ünlü – Nilüfer Aydan ve Fatma Karanfil Röportajı
Fatma Karanfil, Kübra Ünlü, Nilüfer Aydan

Yeşilçam’ın estetiksiz yıldızları

Kübra Ünlü – Nilüfer Aydan ve Fatma Karanfil Röportajı

Onlar hem dünün hem bugünün yıldızları.

Nilüfer Aydan Ve Fatma Karanfil’le ayrı ayrı röportajlar yapmak üzere konuştuğumda kadim dost olduklarını açıkçası bilmiyordum. Meğer Yeşilçam’ın bu iki eski yıldızı uzun zamandır bir araya gelmek için program yapmaktaymış. Röportaj hepimizi kavuşturdu.

“Kübracığım Biz zaten bir araya gelecektik, gel bizim buluşmamıza sen de katıl ve hep beraber şöyle en koyusundan bir sohbeti birlikte yapalım” dediklerinde ben de çok memnun oldum. Önce Nilüfer Aydan ile Taksim’de buluştuk sonra Fatma Karanfil’in Levent’teki o sıcak, şirin kutu gibi evine geçtik. Ve dedikleri gibi en koyusundan sohbetimiz başladı.

Fatma Karanfil

Melek yüzlü kötü kadını oynamak

Fatma Karanfil “Çocuklar Duymasın” dizisindeki “anneanne” karakteri ile son dönemde zihinlere kazınan ve Yeşilçam’ın en şaşalı döneminin sinema sanatçılarından. Londra’da tekstil eğitimi almış. Başından iki evlilik geçmiş. İlk evliliği sanatçı Ali Kocatepe ile olmuş. Ses mecmuasının açtığı 15 film garantili bir yarışmadan, 400 kişinin içinden üçüncü yüz güzeli olarak seçilmiş ve günde üç sete koşan, yüzden fazla filmde oynayan, aranılan bir oyuncu olmuş. Onun oyunculuğu Yeşilçam’da takma kirpiklerin atıldığı, alternatif sinemanın başladığı döneme denk gelmiş. Rol istemedikçe asla kırmızı ruj sürmemiş, saçını kabartmamış.

İlk “Altın Portakal” ödülünün ardından “göğüs kanseri” ile tanışmış. Maddi güçlükler, sorumluluklar, babasının vefatı hepsi o yıllarda üst üste gelmiş. 46 yaşında tanıştığı bu rahatsızlıkta doktorlarının “yaşama sözü veremeyiz” sözlerine karşılık “onun sözünü ben veririm” diyerek hayata tutunmuş. Kanseri atlattığı günlerde cebinde sadece bir otobüs bileti parası varken, tesadüfen tanıştığı Arap yönetmenin teklifi üzerine iki saat içerisinde imzaladığı sözleşmeyle Assi El Halani adlı şarkıcının anneler gününe özel çektiği klibinde oynamış ve kazandığıyla bugün oturduğu evi almış. Melek yüzlü kötü kadını oynamak en büyük arzusu.

F.K: Aşk-ı Memnu bitince hemen Çocuklar Duymasın’a başladım. Tipim bu rolü kaldırdı, seyirciler de memnun. Dizideki torunumuz elimize bebek olarak geldi ve o bebek bizimle büyüdü. Birol Güven birbirine çok benzeyen bir aile çıkardı, karşılıklı çok iyi oynuyoruz. Gerçekten de birbirimize çok benziyoruz. Reytingler işte yıllardır ortada. Bu dizi her evde açılıp izlene bilinir bir dizi.

Görsel sanatın mutlaka bir sebebi vardır

Dizi kadrosuna nasıl dâhil oldunuz?

F.K: Kanseri atlattığım ve sıfırı tükettiğim günlerdi. O ara Pınar, Birol Güven’e Zeyno’nun annesini oynamam için beni teklif ediyor. Zeyno ile işe başladıklarında Pınar Zeyno’ya Fatma abla ile ancak bu kadar birbirinize benzeyebilirsiniz demiş. Osman Yağmurdereli de bana bu projeden o günlerde bahsetmişti. O da beni önerince Birol Güven ile bir araya geldik. Benim hayatımdaki dönüm noktalarımdan biridir “Çocuklar Duymasın” dizisi.

Seti biraz anlatır mısınız?

F.K: Gerçekten bir aileyiz. Volkan da diğer yeni katılan oyuncular da natürel insanlar. Torun bana gerçekten torun oldu. Zeyno zaten kızım. Tamer keza öyle, öper koklarım. Hepsini çok seviyorum.

Yeni sinemayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

F.K: Görsel sanat bir öğretidir ve bir reklam aracıdır. Görsel sanatın mutlaka bir sebebi vardır, nedensiz değildir. Yani bir amacı olmalı, oyuncuların da keza, yoksa hepsi gelip geçici.

Avans almadan işe başlamam

Yalnız yaşıyorsunuz ve siz de iki kere evlenip ayrılmışsınız, yeniden evliliği düşünmüyor musunuz?

F.K: Evet, ilk eşim Ali Kocatepe, olmadı yürütemedik, ayrıldık. İkinci eşimle de öyle. Bizim mesleğimiz, var olan itibarımız ağır geliyor sanırım.

Yalnızlığın lüksüne çok alıştım, ancak ayrı ayrı evlerde yaşanılan bir arkadaşlığı kaldırabilirim. Evlilik gibi bir düşüncem yok.

Yolda sizi tanıyanlar size nasıl sesleniyor?

F.K: Yola, bele çok fazla çıkmam. Taciz almış başını gidiyor. Arabam yok, toplu taşıma ve taksi kullanırım ama onda bile korkarım bildiğim yerden taksiye binerim. Görenler büyük bir samimiyetle gelip hal, hatır ve sonraki bölümde neler olacağınız sorarlar.

Sinemadan maddi kazancınız iyi oldu mu? Şimdi telaffuz edilen ya da ödenen rakamları nasıl değerlendiriyorsunuz?

F.K: Ben hala ürkerim o konudan avans almadan işe başlamam. Ayrıca o basında gördüğümüz bölüm başına şu kadar para aldı, şu kadara anlaştı ben ona inanmıyorum. Öyle bir durum yok.

Nilüfer Aydan

Çerkez güzeli

Nilüfer Aydan şimdi olduğu gibi o yıllarda da Yeşilçam’ın güzelliği ile baş döndüren Çerkez güzellerindenmiş. Üç kez evlenmiş ayrılmış. İki çocuğu olmuş. Onun serüveni ise 1957 de dans ile başlamış. Dönemin en güzel mekânlarında oryantal danslarıyla, kulüplerde turistlere sahne almış. İlk eşi Yılmaz Duru, ikinci eşi Halit Refiğ, üçüncü eşi ise yine dönemin ünlü bir iş adamı. “Aldatıldığınızı bildiğiniz zaman her şey “bitiyor cümlesi aslında birçok şeyi ifade ediyor. Halit Refiğ ile olan evliliği için “benim üniversitemdir, zekâsına hayrandım” diyor.

Şehirdeki Yabancı filmi ile ilk ödülünü Moskova’dan alıyor. “Renkli Türkçe” filmindeki oynadığı başrol ile Altın Portakal’da “en iyi kadın oyuncu” unvanına sahip oluyor. Üçüncü evliliğinin sona ermesi ile tekrar oyunculuğa dönüyor.

Yılmaz Duru ile evliliğinizin son zamanlarında Halit Refiğ’ e âşık oluyorsunuz? O zaman atılan manşetler canınızı sıktı mı?

N.A: Bizim Yılmaz’la ilişkimiz zaten bitmişti. Amerika’ya gitmiş bırakmış, ben de annemle yaşıyordum. Halit ise akıl hocam gibi sürekli danıştığım, konuştuğum, dertleştiğim, hayran olduğum biriydi. Bizimkisi tamamen platonik bir hayranlıkla başlayan bir ilişki olmasına rağmen neler neler yazıldı, çizildi. Ama Halit bana “mutsuz olduğunu görüyor ve biliyorum, eğer kocandan ayrılırsan seninle evlenirim” demişti. Şok geçirmiştim. Sonra Yılmaz’a ayrılmak istediğimi söyledim ve ayrıldık. Bütün gazeteler Yılmaz’dan yana yazdı. Çok film şirketinin bana kapısı kapandı.

Nüfus kâğıdıma bakmasın

Sinema oyuncusunun estetik yaptırmasına karşı mısınız?

N.A: Yeşilçam’da beş altı kişi kaldık zaten yüzüne estetik yaptırmayan. Estetik yine daha başarılı ama o botoks, herkes bir karpuz surat olup çıkıyor. Bence hepsi oyuncunun bütün ifadesini bozuyor. Fatma Girik, Selma Güneri, Fatma Karanfil, Nilüfer Aydan, Devlet Devrim, Suzan Avcı Yeşilçam’dan estetiksizler, Yeşilçam’ın son dönem oyuncularından da bir Hülya Avşar olmadı estetik. Ajda’yı hiç tenkit etmem, çünkü sahne için gerekli.

Son olarak Albatros’un Yolculuğu’nda oynadınız, henüz gösterime girmedi. Sizi yakın dönemde yeniden ekranda ya da sinemada görecek miyiz?

N.A: Oynadım ama ne oldu daha bilmiyorum. Gala yapılacaktı, gösterime girecekti, henüz ses soluk yok. Albatrosun Yolculuğu insanlığın giderek yitirdiği hikâye dinleyerek/izleyerek deneyim kazanmasının ve biraz da hüznün filmidir. Önümüzdeki sezon bir kaç projede yer alacağım. Bir müzikalde oynamayı çok isterim. Geçen sezon Acun Ilıcalı’nın yaptığı dans yarışmalarına bayılarak baktım. Buradan açık çağrı yapıyorum yeni sezonda yeniden bir dans yarışması yapacaksa duyuruyorum ben müracaat edeceğim. Beni unutmasın ama nüfus kâğıdıma bakarsa beni almayabilir o yüzden nüfus kâğıdıma bakmasın.(Gülüyor)

Yeni dönem oyunculuğu nasıl değerlendiriyorsunuz?

N.A: Başarılı buluyorum. Bizim zamanımızda eğitim yoktu, şimdi neredeyse hepsi eğitim alarak geliyorlar. Biz deneme yanılma yöntemiyle, el yordamıyla yapa boza öğrendik oyunculuğu.

2011 makyajıyla görünmezdim

Bu dönemin meşhur dizisi Muhteşem Yüzyıl’ı Muhteşem buluyor musunuz?

N.A: Orada neden Devlet Devrim’i oynatmadılar onu düşünüyorum. Valide Sultan için muhteşem bir isimdi. Kılık kıyafetler çok açık, haremlik mi selamlık mı anlayamadım. Acaba onlar mı doğru yapıyorlar biz mi yanlış öğrendik. Süleyman karakterinin yaşı ve görünümü birbiriyle uyuşmuyor. Tabi dönem filmi yapmak çok zor. Bu konuda dizi yapmak ise cesaret işi.

F.K: Ben Muhteşem Yüzyıl’da oynasaydım, ellerime kına yakardım, gözüme yalnız sürme çekerdim. 2011 makyajıyla görünmezdim.

Bu inceliğinizi ve zarafetinizi nasıl korudunuz, özel bir formülünüz var mı?

N.A: Yediğime içtiğime yıllardır çok dikkat ediyorum. Hayvansal gıda hiç tüketmem diyebilirim. Taze sıkma meyve ve sebze suları yaparım kendime. Hala dans ediyorum. Yerimde duran biri hiç olmadım. Uykuma çok dikkat ederim.

Biz can yakmazdık

Eski Yeşilçam oyuncularının hep birlikte bir projede yer almasını ister misiniz?

N.A: Yeşilçam biraz hüsrana uğradı. Geçenlerde Yeşilçam Ödülleri gecesi yapıldı, herkesi yok saydılar. Sadece onur ödülleri verildi. İzzet Günay, Göksel Ersoy nasıl alkış aldı. Bizlere alkış kıyamet, diğer taraflar bölge bölge, herkes kendi işi için alkış yapıyor. Zaten onun adını niye Yeşilçam koymuşlar onu da anlamadım,”Gençlik Sineması Ödülleri ” falan deselermiş. Türk sineması evet iyi işler çıkarıyor ama bizim kıt imkânlarımızla çıkardığımız işlerdeki gibi özümüzü yansıtan hiçbir şey yok ortada. Kurgu, efektler, teknik müthiş ama Türk filmi diyemiyorsunuz işte.

Kadın oyuncularla aranızda rekabet var mıydı?

N.A: Olmaz olur mu? Ama biz can yakmazdık. Tatlı bir rekabet vardı. Yeni nesil değişti. Hakaret etmek işin parçası ve ekrana çıkma vesilesi oldu.

Kübra Ünlü – Nilüfer Aydan ve Fatma Karanfil Röportajı



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir