Menü Kapat

Kübra Ünlü – Melihat Gülses Röportajı

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  


Kübra Ünlü – Melihat Gülses Röportajı

InterviewiconKim birine ‘diva’ der ki!

Kübra Ünlü – Melihat Gülses Röportajı

Melihat Gülses, Türk kültürünün en büyük özelliğinin “Doğduğun an kulağa okunan ezan ile başlayan müziğidir” diyor: “Çocuklarımıza bunu öğretmek için ne gerekiyorsa yapmak zorundayız. Çünkü bununla başlıyor yine son sela ile bitiyor.”

Hayranları onun için “Şarkı söylemez, yürek tellerinizle oynar” yorumunu yapıyor. Melihat Gülses, gönlü ve gözü aynı anda konuşanların sevgilisi. Zarif ve mütevazı. Türk müziğinin yanlış değerlendirilmesi konusunda hassas. Diva ve imparator sıfatlarına karşı çıkıyor; Ebru Gündeş ve Sibel Can’ın sahne sanatçısı olduğunu söylüyor.

TRT sanatçısı mı, yoksa sanatçı Melihat Gülses olarak anılmak sizi mutlu eder?

Tabii ki sanatçı Melihat Gülses olarak anılmak. Öyle bir anlayış oldu ki şu an ortada sanatçı diye görünen kişilerin bu alandaki yetersizlikleri bilindiği için, sanki TRT çatısı altında olunca ‘sanatçı’, dışarıdakiler ise değilmiş gibi algılanıyor. Çizgimi bozmadan aşağı çekmeden, ne kadar çok kişiye ulaşabiliyorsam bu bir kardır benim için.

Çizgiyi aşağı çekmemek adına nelere dikkat ediyorsunuz?

Bir sanatçıyı yolundan alıkoyacak durumların başında popülerlik kaygısı ve para geliyor. Bunlara kanabileceğim yaşlarda dahi idealim belliydi. 70’li yılların sonlarına doğru Fahrettin Aslan, beni Maksim Gazinosu’na çıkarmayı teklif ettiğinde o kadar düşündüm ki… Gözümün önünden evler, arabalar geçti.

O yıllarda karı-koca büyük bir yoklukla çocuğumuzu büyütmeye ve işimizi en doğru şekilde yapmaya çabalıyorduk. Fahrettin Bey sonsuz vaatlerde bulunmuş hatta ‘Eşine güvenmiyorsan, kazançlarını evladının ya da senin üzerine yaparım’ demişti. Bunları elimle itmiştim. Çünkü bu kadar sene, içkili gazinolarda eğlenen insanların istedikleri şarkıları okumak için eğitim almadım. Neticede o mütevazı hayatımızı sürdürerek yolumuza radyoyla devam ettik.

Kübra Ünlü – Melihat Gülses Röportajı

Kim Birine ‘Diva’ Der Ki!

 ‘Diva’, ‘İmparator’, ‘Duayen’… Bu sıfatların anlamı size göre nedir?

Bir kere bu isimleri kim var ediyor? Bu isimleri insanlar kendilerine mi veriyorlar? Bir kurum mu veriyor bu isimleri? Çünkü bu unvanlar kültürümüzde yok.

Bülent Ersoy, Zeki Müren, Adnan Şenses, Muazzez Ersoy, Ebru Gündeş, Sibel Can gibi isimler Türk müziğine yenilik mi katıyor yoksa onu arabeskleştiriyor mu?

Türk müziğine yeni bir şeylerin katılması söz konusu olamaz. Zaten bu bahislerle söylediğiniz unvanlarla Türk müziğinin bir alakası yok. Bahsettiğiniz isimlerle farklı kulvarlardayız. Onlar sahne sanatçısı.

Bülent Ersoy Hariç

Sokakta “Türk Müziği sanatçısı kimler?” diye sorulduğunda bu isimler sıralanıyor?

Bu soruyu sorduğunuz kişilerin başka sanatçıları tanımamış olmasını şöyle nitelendireceğiz, bugüne kadar TRT yasaklarla geldi, sanatçılarını toplum içine çıkarmadı, onları kullanıp tanıtmadı. Dolayısıyla halk gördüğü isimleri sadece Türk müziği sanatçısı olarak bildi. Halk bilmediği için böyle bir ayırım söz konusu oldu. Onlar da tabii ki Türk müziği yapıyorlar ama bir de ticari boyutu var bu işin.

Arabesk müziğe de hizmet edenler var aralarında. Dolayısıyla halk hepsini  Türk müziği adı altında düşünüyor. Örneğin Ebru Gündeş, Türk Müziği sanatçısı mı? Değil… Ben bu işin eğitimini alıp da onlar gibi olmaya çalışanlara kızıyorum. İşin eğitimini aldıktan sonra doğru bir sanatçı olarak mücadele et ki senin gibi bu isimler çoğalsın, gerçek sanatçıyı halk görsün. Popüler veya halka mal olmuş isimle, gerçek sanatçıyı bir araya koymamız mümkün değil. Ben Ebru Gündeş’in işini yapamam, Ebru Gündeş ise benim yaptığımı yapamaz. Onlar alaylı, Bülent Ersoy hariç.

Dizideki Şarkıyla Gençlere Ulaştım

Kitlelere ulaşmanızda Ihlamurlar Altında adlı dizide seslendirdiğiniz şarkınızın rolü nedir?

Çok Aşığın Var Diyorlar şarkısını seslendirmiştim. Bu şarkıların tanıtılmasında dizilerin o kadar büyük önemi var ki gençlere ulaşabildim. Beyaz Köpükler albümüm de bu anlamda çok etkili oldu. Biraz daha gençlere yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum.

Müzik adına en çok nelerden şikâyetçisiniz?

Her şey kabulüm ama yıllardan beri ifade edemediğim ve beni rahatsız eden sistemin içerisinde bir şey var. Şarkı söylerken bir sanatçının kendini duyması ve arkadaki saz sanatçılarının da öndeki solistin yorumunu dinleyerek ona eşlik etmeleri gerekir. Şimdi bu sahne müziği dediğimiz şey o kadar hâkim olmuş ki siz istediğiniz kadar önde şarkı yorumlayın, arkadaki saz da kendilerine göre yorumluyor. Onlar orada bastırıyor, siz önde kendinizi duyurmaya çalışıyorsunuz. Karman çorman bir sokak müziği çıkıyor ortaya.

Kızım ‘Annem güzel sesiyle sadece ninni söylemiyor, bağırıyor da’ diyor

Kendinize vakit ayırır mısınız? Kostümler, takılar, ev işleri… Hepsiyle siz mi ilgilenir misiniz?

Bir kere zaman fakiri oldum, kendime hiç vakit ayıramıyorum. İki çocuğum ve onların sorumlulukları var. Evimin her şeyiyle ben ilgilenirim. Alışveriş, pazar, faturalar…  Eğlence ve arkadaş toplantılarına vakit kalmıyor. Sahne işine gelince… 17 senedir klasik repertuarlarla sahne alacağım zaman Cemil İpekçi’nin kaftanlarını giymişimdir. Geçen yıl Altın Portakal Film Festivali’nin açılışını yapmıştım, Siren Ertan sanki som altına bürünmüşüm gibi bir kıyafet hazırlamıştı. Eve girdiğimde Melek, dışarıya çıktığımda Melihat Gülses’im.

Peki, naif sesli kadın yorulmaz mı? Hiç mi “Of yeter” demez?

Olmaz mı, tabii ki var. Geçenlerde Hıncal Uluç, kızım Neva’ya ‘Böyle bir annenin ninnileriyle büyümek ne büyük bir talih’ dedi. Kızım ise ‘Talihliyim elbette ama sadece ninni söylemiyor, aynı zamanda o ses bana bağırıyor’ deyince Hıncal Uluç şöyle bir kaldı. Dedim ki ‘Kızım, beni sabah akşam çocuklarına bağırıyor, kötü davranıyor zannedecekler.’ Neticede hayatın içi her zaman güllük gülistanlık değil,  herkes gibi münakaşamız da var, kavgalarımız da.

Yakın zamanda bir konser hazırlığınız var mı?

“Semai Kahveleri” konserimiz olacak. Çok özel bir konser olacak, sahnesinden, repertuarına kadar. Özellikle Ramazan aylarında Semai Kahveleri olurmuş İstanbul’ da. Duvarlarda enstrümanlar, Karagöz – Hacivatların oynatıldığı, sohbetin tatlı, muhabbetin, hoş olduğu, icralar olurmuş. Divanlar, koşmalar, gazeller, İstanbul Türküleri icra edilirmiş. Mart ayında tek gecelik özel bir konser sunacağız.

Ekim-Kasım aylarında olacak büyük orkestra dediğimiz Türk Müziğini bozmadan, makamlarımıza zarar vermeden çok sesli bir konser hazırlığımız var.

Çok teşekkür ederim Melek ablacığım, sadanız daim olsun.

Güzellik, asıl ben teşekkür ederim.

Kübra Ünlü – Melihat Gülses Röportajı



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir