Menü Kapat

Kübra Ünlü – Mehmet Aslantuğ Röportajı

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  


Kübra Ünlü – Mehmet Aslantuğ Röportajı

InterviewiconYunus tadında bir omuz ararım

Kübra Ünlü – Mehmet Aslantuğ Röportajı

O’nu yıllar önce “Yalancı” adlı filmin montaj çalışmalarında tanımış ve filmdeki canlandırdığı karakter ile sevmiştim. Aradan uzun yıllar geçti. Yaptığı her işi beğeniyle takip eden ben, yıllar sonra filminin montajında tanıdığım Mehmet Aslantuğ ile röportaj yapma imkânına sahip oldum. Beğeniyle takip ettiğim Aslantuğ’a merak ettiklerimi sordum, O anlattı…

Kendi cehennemlerimizi yaratmak çok zor değil!

Ahmet Kaya’ya linç girişimin yaşandığı o talihsiz gecede buna tek karşı çıkan, sesini tek yükselten insansınız. Ama size “O gecede neler oldu” sorusunu 11 yıl sonra sordular. Bu sizce ne demek? Bir gerçeği masaya yatırmak için 10 yıl bekleyen bir toplum…

Bu soruya doğrudan cevap vermekte, ayrıntılardan meziyet çıkarmamayı başaracak cümleler kurmakta zorlanıyorum! Orada gördüğüm manzaradan; bu toplumu asıl hassas yerlerden zedelemekte, manidar tüccarlık yapmakta mahsur görmeyen insanlarla hiçbir müştereğim olmadığını yeniden öğrenmekten; Ahmet’in biricik kızı ve sevgili eşi Gülten Hanım adına çok utanıyorum!

Japonya’da ki depremi, yarattığı tsunamiyi izledik; büyük şaşkınlıkla, acıyla, korkuyla! Ne kaldı aklımızda? İki şey: Felaketin boyutları ve istisnalar dışında insanların tavrı, metaneti, dürüstlüğü… Kimse ölülerden altın diş sökmeye kalkışmadı! İnsanlar, yardımları alırken birbirini ezmedi, sıra kapmadı, arkasındakini düşündü! ‘Ne ilgisi var ?’, diyemeyiz; çok ilgisi var! Birbirimizi dinlemek, anlamak, iyileştirebilmek için… Yoksa kendi cehennemlerimizi yaratmak, çok zor bir şey değil!

“TV dizileri bütün travmaları aynı anda sunma yarışı içindeler” diyorsunuz.  Diziler gençleri nasıl etkileyecek?

Kamu yararına olacak her şey, aktörün tasarrufudur, ilgi alanıdır. O, sadece uygulamaktan ibaret bir robot değildir. Şüphesiz, tiyatro ve sinema, dolaylı etkiler yaratmak adına daha ayrıcalıklı ve daha özgür tavırlı olabilir, daha provokatif davranabilir; ama özellikle de televizyon üzerinden anlatılan öyküler, dikkatli olmak zorundadır. Orada kurduğunuz hikâyelerin insanlar üzerinde ne tür etkileri olduğunu düşünmek zorundasınız. Toplumun seviye ve zafiyetlerinin peşine düşmüş bir kar anlayışının, orta ve uzun vadede zararlı olacağını; bir bumerang gibi dönüp atıldığı noktayı da biçeceğini düşünüyorum. Çok ilgi görüyor diye bu türden işlere yüklenen değeri, tartışmalı buluyorum! Hiç değilse, dozuna dikkat etmeyi, anlatım estetiği ve yarattığı etkiler açısından hayati buluyorum.

Esaslı deneyimlerimizin doğayla çok ilgili

Suya yakın öyküleri sevdiğinizi söylediniz. Samsun’lu oluşunuzdan mı kaynaklanıyor. Yoksa suyun enerjisinin pozitif gücüne inananlardan mısınız?

Denize yakın büyümüşlüğümün etkisi vardır muhakkak. Suyun, bedenlerimizi temizlemesinden başkaca önemli katkıları var… Bunu çocukluğumdan beridir hissettim, önemsedim. Bulunduğum alanın muhtemel ipoteklerinden de sıyrılmama yardımcı olduğunu düşünüyorum. Sahne ışıklarından ziyade, denize yansıyan güneşten kamaşmasını hep tercih ettim, gözlerimin!  İnsanın, bugününü karşılayan; ya da karşılaması gereken; gelişimini ve uygarlığını temsil eden bütün değerleri dışlamadan söylemem gerekirse; esaslı deneyimlerimizin doğayla çok ilgili olduğuna inananlardanım.

Kübra Ünlü – Mehmet Aslantuğ Röportajı

Aşk, hamburger ısmarlamak gibi birşey değil!

Eşinizle birlikte fotoğraf çektirmeme kararı aldınız. “Aşk ya da evlilik ya da neyse onun ikonu olmak istemiyoruz” lafınızla bir tabuyu yıktınız. Oysa birçok ünlü insan şirin villalarının içinde magazincilere “ayy çok mutluyuz” pozları verirken, sizin bu kalıba karşı çıkışınız, onlarca yorumla gündeme geldi. “Biz sizin gibi değiliz” in  bedeli bu kadar ağır mı?

17 yıl oldu! Muhtemeldir, ilk başlarda bizim de masumane zaafiyetlerimiz olmuştur elbette. Uzunca bir zamandır, kendiliğinden ortaya çıkan ve öylece kullanılan bir tür “göze sokulma” hadisesine, olabildiğince aracılık etmemeye çalışıyoruz. Ne kadar mümkünse!

Eşiniz Arzum Onan’a evlenme teklif hikâyeniz sizin sıra dışı kimliğinizi ortaya koyuyor. Hayata karşı duruşunuzda cümleleri hep böyle  tersten mi  ele alırsınız.

Her zaman değil! Aşk, başka bir şey! Ayrıca bir tutukluk hali… Hamburger ısmarlamıyorsunuz! Bir insana, ayrıca anlam yüklediğini belli etmek, iki üç kelimeyle özetleyebileceğim bir şey değil benim için. Kendime tariflemek, itiraf edebilmek bile çok kolay değilken, muhatabına anlatmak başka bir yürek ister! Özel isteklerimizin kolay dillendirilmediği bir çocukluktan geliyorum. Bu, “adige” kültürünün bir parçası olmanın sonucu aynı zamanda.

Şiiri sevdik biz!

“Arzum’a uyurken baktığım zaman, sanki yatağın üzerine çizilmiş gibi” lafının sahibisiniz. Bu zengin ifade biçiminizin başka bir sırrı olmalı

Şiiri sevdik biz! Bizim kuşak hayata şiirle bağlandı aynı zamanda. Silahşorlarla kıyaslanmayacak kadar, şair vardı. Sistem, onları yuttu! Usta-çırak ilişkisini kopardılar! Çünkü aynı sistem, silahtan ve silahşordan çok, şairden korktu!

Sinemanın, birbirine teğet geçen birçok farklı ifadesi var. Şiirle örtüşeninden yanayım ben. Kulakların duyduğu bir çığlık, çok ortalama bir meziyet! Hissedilen; ama hissetmek için çaba isteyen anlatımlardır beni asıl kavrayan!

Neler okursunuz? 20 yaşınızda size anlam katan, dönüştüren kitap hangisiydi.

Abur cubur başladık, zamanla süzüldü… Kitap değil de yazardan yola çıkalım! Beni dönüştüren Sait Faik’tir. “Bir insanı sevmekle başlar her şey” diye… Zamanla, Turgenyev’den, Tolstoy’a; Dostoyevski’den, Kafka’ya; Camus’dan Joyce’a kadar bizi büyüten, büyüdükçe yeniden tanıdığımız yazarlarla yola devam ettik… Daha çok gerçekçi/ varoluşcu yazarlar… Türk Edebiyatında etki alanları ve akımlar ayrımı yapmadan söyleyeyim: Tanpınar’dan, Peyami Safa’ya, Kemal Tahir’den, Yusuf Atılgan’a…

Arzum Onan’ı tek cümlede anlatın desem nasıl tarif edersiniz?

Tek cümle mi? Hiçbir ilişki için yetmez! Hele benim için…

Kübra Ünlü – Mehmet Aslantuğ Röportajı

İyi bir aktör olmayı, iyi bir insan olmaya yeğ tutmayacağım

Sanki “kıyıda” bir duruşunuz var. Ünlü olmanın hoyratlığına karşı bir savunma mekanizması mı bu?

Ne kadar başarılıyım, bilmiyorum! Ölçmem de gerekmediği kanısındayım. Yaptıklarımı ya da yapmaya niyetlendiklerimi; etkisi nedir acaba diye ölçüp biçerek rota değiştirmeye hiç niyetim yok!

Satış ya da izafi başarı grafiklerinden bağımsız önceliklerim var. İyi bir aktör olmayı, iyi bir insan olmaya yeğ tutmayacağım. Bu bir kuralsa eğer, umurumda da değil. Hala, profesyonel yaşamımın çeyrek yüzyılını geride bıraktığım şu aşamada bile, “olmazsa yaşayamam” demiyorum. Yani, “Aktör olmasaydım eğer, hayatın da bir anlamı olmazdı” gibi bir yalana inanmadım!

Bu ağır abi tutumunuz nereden geliyor.  Kavganızda bile, incitmeme özeni göstererek,  size özel bir dil kullanıyorsunuz. Çerkes olmanızla ilgisi var mı?

Düello geleneğimiz vardır mesela ve ilk hamle hakkı, davet edilenindir! Çok kadınla evlenme âdetimiz yoktur. Küfür yoktur! Kadın yürürken, erkek ata binmez! Çerkes kızları evleninceye kadar bağımsız bir insan olarak herkesle görüşmekte, toplantılara katılmakta serbesttir. Delikanlılar ve kızlar, grup halinde evlerde bir araya gelerek sohbet edebilirler.

Kız-kıza, erkek-erkeğe dans edilmez

Dans oyunlarımızda; göbek atılmaz, kalça kıvrılmaz, gerdan kırılmaz ve ceketin düğmeleri çözülmez. Erkek ve kız, dans sırasında birbirlerine arkalarını dönmezler. Oyun sırasında konuşulmaz, şaka yapılmaz. Kız-kıza, erkek-erkeğe dans edilmez! Binlerce yıllık geleneğin daha birçok özelliğini konuşabiliriz ve genetik ya da kültürel miras yoluyla etkisi mutlaka vardır.

Çerkes filminden biraz bahseder misiniz?

1900’lerin başında Arap topraklarında yan yana yaşamak zorunda bırakılan Çerkeslerle Bedevilerin hikâyesi.  Kendilerini birarada bulan bu iki kültürün çatışmasını anlatıyor film. Kayseri’de bir tür açılış galası yapıldı.

Çerkesler geçtiğimiz günlerde ana dilde eğitim ve TV istediklerinden dolayı bir miting yaptılar…

Takdir edersiniz ki, benim ya da benim durumumdaki arkadaşlarımızın temsiliyeti sadece mitinglerle sınırlı değildir. Örneğin, sizinle de bu sohbette birçok başlığa konu ediyor, konuşuyoruz.

Sonuçta, birçok derneğin dâhil olduğu ve bir federasyonun temsil ettiği geniş bir yapılanma söz konusu. Zaman zaman da, şüphesiz anlaşılır nedenlerle inisiyatif alan gruplar var. Bunu da, siyasi veya ideolojik bir ayrılığı temsil etmek, farklı iktidar alanları yaratmak için değil; yeni bir dinamizm katmak için yapıyorlar düşüncesindeyim.

Kübra Ünlü – Mehmet Aslantuğ Röportajı

Adaleti mafya değil hukuk dağıtmalıdır!

Mafya dizileri hakkında ne düşünüyorsunuz.  Bir mafya babası rolü gelse tutumunuz ne olur?

Nasıl ele alındığına bağlıdır. Eleştirel yaklaşımları olan, sistemi eleştirirken mafyatik karakterleri temize çekmeyen öykülerle, sorumluluklarını unutmayan ehil ellerle olur şüphesiz. Ama unutmamak gerek ki, adaleti mafya değil; çağdaş, evrensel hukuk dağıtır, dağıtmalıdır!

Aşkın İkinci Yarısı filmiyle ilk defa eşinizle karşımıza çıktınız, ciddi de bir bütçe harcamıştınız. Bu film maddi ve manevi anlamda hedefine ulaştı mı?

Film daha finale eremeden Adana’ya gitmiş, yaklaşık bir yıl Hanımın Çiftliği için yoğun bir tempoyla çalışmıştım. Döndüm ve farklı mevsim sahneleri için kaldığım yerden devam ettim.

Malumunuz, her filmin kendine has bir ifadesi vardır ve istisna kayıplar hariç, bilinçli bir tercih saklar. ‘Aşkın İkinci Yarısı’nda sunulan dramatik/görsel dil ve ritm duygusu da böyle şekillenmişti. Büyümüş tartışmaların, kavgalarla birleşen sevişmelerin yaşandığı bir geçmiş düşünmemiştim zaten. Göstermek istediğim dünya, boğazda düğümlenen sözcükler gibiydi aslında. Kendi öyküsü/kimyasıyla ilgili ‘tutuk’ hali yansıtabilmek… Elbette anlayana, anlamak isteyene!

Anlaşıldığımız kadarız

Beklentileri ayrıca karşılayacak sahneler yazıp çekmek, yapamayacağımız şeyler değiller. İnsanlar, irili ufaklı travmalara; hepsi bir arada parlatılmış hikâyelere; aktüel kamera kullanımlarına terkedilmiş resimlere ve yüksek sesle anons edilen yaşam öykülerine, mizansenlere, oyunculuk anlayışlarına daha bir yakınlaşmış olabilirler. Anlaşıldığımız kadarız. Herkesi kusursuzca ağırlamak mümkün değil.

İdam sehpasına teğet geçmiş gençliğine referans

Adamın, varlığından henüz haberdar olduğu küçük kızıyla yaşayacağı, birbirini tekrar edecek sahneler üzerinden yakınlık/uzaklık ilişkisi kurulmaması; İdam sehpasına teğet geçmiş gençliğine referans o iki sahneden başka ayrıntının olmaması; annesinin de söylediği gibi “Koca memleketi kurtarmaya niyetliydin de, bir çocuğa anlatacaklarından mı korkuyorsun?” repliğinde saklı duran çaresizlik hali bir tercihtir.

Zuhal’in, daha çocuk yaşlarda ötekileştirilerek kendini uzaklarda bulmuş Tatyos Dayı’yla tesadüfen karşılaşması, annesinin Türkiye’ye geri dönerek yarım kalmış aşkına sahip çıkışını ve memleket/ait olma duygusunu ondan dinlemesi; Türk ya da Ermeni oluşuyla ayrıca ilgilenilmemesi, altının daha kalın çizilmemesi Mehmet Aslantuğ’un bu filme bakışıdır, tutumudur, tercihidir.

Özlediğimi hissediyorum

Türkiye’de dönem dizisi çekmek zor mu? Bu anlamda edebiyat dünyasının önemli kalemlerinin romanlarının senaryolaştırılmasını  nasıl değerlendiriyorsunuz? Size göre hangi roman dizi olabilir?

Edebiyat uyarlamalarını, hele de dönem atmosferini olabildiğince koruyarak, haftalık dizi halinde sunmak ciddi kararlılık ve cesaret ister. Tamamı saygıyı hak eder! Kendi dönemlerinden koparılarak, sosyal-ekonomik koşulları gözardı edilmiş olanlarını ve romanın izleğine yeni yorumlar adına öylesine uydurulmuş öykülerin, karakterlerin dâhil edilmesini de doğru bulmuyorum.

Yeni dizi Canım Babam ve ekipten bahseder misiniz?

Karısını kaybetmiş, üç çocuklu bir babayı oynuyorum. Açıkçası, çoluk çocuk bir işte olmak; televizyon üzerinden evlere konuk olurken, gönül rahatlığıyla bir iş yapmak; aynı rahatlıkla izletmek duygusunu çok önemsiyor, özlediğimi hissediyorum.

Kübra Ünlü – Mehmet Aslantuğ Röportajı

Sanatta kendini değil, kendinde sanatı sevmek

Beslenmek ve arınmak adına Mehmet Aslantuğ’un hayatındaki formülü nedir?

Aktör Mehmet’ten başlayayım: Kaleme alınmış bütün yöntemler, kendince bir mantık ve deneyim taşırlar şüphesiz. Aktörler, Stanislawski’den, Eric Morris’e değin tüm önermeleri bilmiş; yazılmış oyunların ve yazarların, çekilmiş filmlerin ve yaratıcılarının, kendince önemli bir kısmını ezberlemiş olsa bile, başka bir ayrıcalık taşımak zorundadır: Yaratıcı akıl ve ona itaat etmekten hoşlanan bir beden!

Sezgi, aktörler de dâhil, tüm sanatçılar için yol gösterici değil midir zaten… Sezgisel yaratıcılık, tıpkı sanatsal bilgi gibi, belirli yöntemlere endeksli ve onların ipoteğinde olmamalıdır. Aktörün yorumu, elbette anlatım bütünlüğünü zedelemeyecek kadar zeki ve saygılı; ancak, kendi yüzünün taşıdığı öz anlam kadar özneldir diye düşünüyorum!

Giderim denize doğru

Sanatta kendini değil, kendinde sanatı sevmekten başlayarak, birleşik güçlerin, yani tüm oyuncuların etkiye katkısını ayarlamak, rol değerinin dramatik yapının bütünlüğü ile doğru orantısı, oyun volümlerinde uyum aramak kriterlerimdir. Ne kadarını işimize yansıtabildiğimiz meselesi, sektörün toplam kalibresiyle alakalıdır!

Öteki Mehmet’e gelirsek; yunus tadında bir omuz ararım yaslanacak, giderim denize doğru…

Sağ olun, var olun, hep olun…

Çok naziksiniz, teşekkür ederim.

Kübra Ünlü – Mehmet Aslantuğ Röportajı



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir