Menü Kapat

Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  


Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

Halit Akçatepe

Interviewicon Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

Nasılsınız?

Halit Akçatepe: Allaha şükür çok iyiyim.

Halit Bey elimdeki bilgilere bakıyorum birinde Ünye de doğmuş görünüyorsunuz bir diğerinde Üsküdar’da şimdi hangisi doğru?

Halit Akçatepe: Yavrum o zaman sen bunları yazana, “Üsküdar da sabah oldu sen bunları mı yazıyorsun diyeceksin”. Üsküdar, ilk önce gel onları düzeltelim hayatım.

Yine elimdeki bilgilere buradaki zatı muhterem, göre 1 Ocak 1938 Ünye doğumlu imiş?

O olmamış, Üsküdar olacak o.

Refik Halit Karatay mektebinden sonra konservatuvar eğitimi almaya başlamış?

Kim ben mi?

Evet, efendim.

Allah Allah bu kadar palavra görülmemiştir. ( kahkahalar)

Şimdi böyle bir okul yok mu yani?

Böyle bir okul olup olmadığını da bilmiyorum. (kahkahalar)

Ben Göztepe İlkokulunu bitirdim sonra Saint Benoit’e girdim, ortaokul – liseyi okudum sonrada 56- 57 yılı mezun oldum.

Nasıl yani, ama burada elimdeki dökümde daha devam ediyor?

Ediyor ama bu kadar palavrayı sıkan adam daha kim bilir neler yazmıştır.

Peki, Rasattepe de beş yıl askerlikte yapmışsınız?

Ben savaş zamanında askere gitmedim ki normal zamanda gittim, 18 ay yedek subaylık yaptım.

Ama burada beş yıl askerlik yapmıştır yazıyor,

Ama o yapmıştır herhalde, kendi yaptıklarını yazıyor, herhalde.

Efendim elimdeki Google hazretlerinin bana verdiği bilgiye göre bu böyle devam ediyor ama her halde şu doğru 1943 yılında, beş yaşındayken ilk sinema filminde oynamışsınız?

 E o doğru bak, bir tane tutturmuş.

Ben elimdeki bilgilerle konuşmaya kalksam demek neler olup neler bitecek. İyi ki size sorup başladım, bir de bilmiş bilmiş;  şurada doğdu, burada okudu,  burada bilmem ne kadar askerlik yaptınız deyiverip giriş yapmadım.

Evladım baksana bu beni benden daha iyi tanıyor.(kahkalar)

Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

O zaman çocukluk, Üsküdar da geçmiş, oradan başlayalım mı sohbetimize?

Üsküdar ama tam olarak Üsküdar’da çocukluk geçti diyemem, üç yaşımda iken babam Tarlabaşına taşındı. Ben Tarlabaşında büyüdüm. Tarlabaşında ilkokulu, ortaokulu, liseyi bitirdim, Tarlabaşında evlendim, çocuğum oldu, hepsi Tarlabaşında oldu bunların.

Ondan sonra Cihangire geçtim. Ama tabi Üsküdar da ki çocukluğum şöyle devam etti, babaannem Üsküdar da oturuyordu. Babamla oraya giderdik sık sık, gittiğimde orada da kalırdım birkaç gün. O meşhur koru vardı bizim üzerimizde o koruda tahta araba ile çok kayarak oynadık, çok güzel günlerim geçmiştir benim orada.

Cihangir?

İkinci kızım orada doğdu. Orada da 17 yıl oturdum.

Beş yaşındaki ilk film, nasıl gerçekleşti?

“Nasrettin Hoca Düğünde”. Benim babamda anamda oyuncu olduğu için “Nasrettin Hoca Düğünde” için bir erkek çocuğa ihtiyaç var. Arıyorlar kim olur diye, sonra da Sıtkı’nın oğlu oynasın diyorlar. Sıtkı Bey götürüyor beni oraya sokuyor, bir daha da çıkartamıyor. Ben orada kaldım.

Oyunculuğun içine doğmuşsunuz, hiç başka meslekler yapmak istediniz mi?

Hayır, beş yaşında başladım, on beş yaşıma kadar zaten çocuk filmlerinde oynadım.15 yaşımdan sonra oynayamadım çünkü çocuk yâda büyük olamıyorum, ne çocuk ne büyük durumuna geldim. Herkes 18- 19 u bekledi, Halit 18,19 una geldiği zaman Türk sineması bir jön kazanacak diye çok beklediler (kahkahalar) bu boyla hangi jön olacak, hoş böyle daha iyi oldu ben de komedyen oldum, öyle yürüttüm.

Ama ben bu işi çok sevdim, çok çok sevdim, belki de babamdan dolayıdır. Devamlı tiyatroya götürürdü, onun oyunlarını seyrederdim. Hep oyuncuların içinde büyüdüm. Belki onunda getirdiği bir şey vardır benim üzerimde.

Babam istemedi, katiyen istemedi benim oyuncu olmamı. Aman oğlum oyuncu olma diye çok zorladı, okuttu beni. Dediğim gibi Saint Benoit da okuttu. Üniversitelere gönderdi. Türkiye’de hele o yıllarda tiyatro oyuncusu olmak baya açlık çekmekti. Ama ben gittim yine oyuncu oldum. Babam bu sefer seslenirken, “gel lan buraya okumuş yazmış serseri” derdi. 

Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

Siz kendi çocuklarınız için böyle bir endişe duydunuz mu?

Hayır, katiyen. İki çocuğuma da şöyle olun, böyle olun demedim, üçüncü daha çok küçük. Ben hiç birine şöyle olun böyle olun hiçbir zaman demedim. Yalnız annemle babamın imkanı olsaydı da beni Avrupa da bir otelcilik yada reklamcılık okulunda okutsalardı derdim. Kızlarım ama, birisi reklamcı oldu, birisi otelci oldu.

Ufaklık için hayal ettiğiniz bir şey var mı?

Yok, hayır da bir genç kıza yakışır bir eğitim alır.

Halit Akçatepe bugünden bütün bu geçmişine baktığında keşke yapmasaydım dediği herhangi bir durumu var mı ?

Öyle bir şey olamaz, ben bu mesleği çok seviyorum, daha doğrusu ben mesleğime aşığım yüzden hiç böyle düşünmem düşünmedim, bundan sonrada 15 defa daha dünyaya gelsem ben yine oyuncu olurum. Hatta rahmetli Ertem Eğilmez beni rejisörlüğe yönlendirmeye başlamıştı, rejisör olayım istiyordu. O’na da söyledim, “yapma abi dedim ben daha oyunculuğuma doymadım, ben oyuncu olarak devam edeceğim dedim”.

Elimdeki bilgiler doğrultusunda soruyorum yanlış ise lütfen düzeltiniz. Ah nerede vah nerede 1960 yılı ile birlikte şöhreti yakalamışsınız?

O da palavra. “Ah nerede vah nerde” çevirdiğim filmlerden bir tanesidir.

O zaman Halit Akçatepe ismini insanlar hangi film ile daha iyi tanıdı, Hababam Sınıfı mı?

Şimdi Hababam sınıfını çevirdikten sonra film tabi ki çok sevilmiştir, izlenmiştir, seyirci beni o filmle tabi ki daha fazla tanımıştır ama rahmetli Ertem Eğilmez ile yaptığımız o kadar çok film var ki;  Hababam Öncesi, Hababam Sonrası bunların hepsi şaheserdir, sinemada çok çok önemli filmlerdir. Ve bundan35 yıl önce çevirdiğimiz filmler hala oynamakta, oynadığı geçeninde birincisi olmaktadır. Bunlardır beni şöhrete ulaştıran, seyirciye, halka tanıtan, sevdiren filmler bunlardır.

O filmlerin içerisinde hep Adile Naşit var, Kemal Sunal var, Minur Özkul var yani muhteşem isimlerle birlikte bir ömrü paylaşma var. Müştaka birbirinize kattıklarınız çoktur. Ama onların sizde ki ifadesi nedir, mesela Adile Naşit dediğimiz de Halit Akçatepe neler aktarır bize?

Ben de ayrı bir yeri vardır çünkü ben 1943 te sinemaya başladım, 1945 de de tiyatroya başladım. O da İstanbul Şehir tiyatroları çocuk bölümündeydi. Orada başladık, benim arkadaşım gibiydi, sonra babamın arkadaşı. Sonrasında sinemada buluştuk. Ama Minur Özkul’u daima bir usta olarak seyrederdim. Tiyatroda seyrederdim, tiyatrosu çok çok mükemmeldir. Sonra kısmet oldu onunla da beraber çok filmler yaptık, ama bunlar hep Ertem Eğilmez’in başarısıdır. Yani bu kadroyu yapmak zordur, ama bunu başardı. O zamanda kıyamet koptu, bütün sinemalar doldu taştı.

Peki, o nasıl bir başarıdır ki yitmeden, çoğaldıkça ve hala devam edebiliyor, gizli saklı olan ne?

Şimdi canımın içi orada Minür usta çok güzel oynamış, Adile, çok güzel oynamış, Kemal çok güzel oynamış, Halit çok güzel oynamış, tamam biz oynadık, güzel oynadık ama orada bir ruh var. Ertem Eğilmez denen yönetmenin ruhu var orada. O bize oyunları verdirtti. Yani biz de bugün yapılan sululuklar gibi sululuklar yapardık. Hayır, onların hiç birisine izin vermedi Ertem Ağabey. Yani o zaman doğru iş yapmış olduk. Sululuk geçicidir, bugün güldürürsün ama yarın kimse gülmez. O yüzden biz bu başarıyı yakaladık. Ertem Eğilmezdir buna sebep olan. O unutulmaz, dünyada çok özeldir, yada benim hayatımda diyelim.

Ertem Eğilmez kadar size faydası olduğunu düşündüğünüz yönetmenler var mıdır?

Var tabi, özellikle Memduh Ün’ü sayabilirim çünkü 1971 de daha ben Ertem ağabeyin yanına girmeden; bana güvenerek “Üç Arkadaş” ı yeniden çekerken beni oynattı o filmde. Çok güzel, muhteşem bir filmdi. Orada “Mıstık” rolünü oynardım. Uzun süre arkamdan “Mıstık” diye bağırdılar. Benim sinema hayatımda baya özel bir yer teşkil eder “üç arkadaş”.

Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

Yönetmenin oyuncuya kattığı nedir?

Şimdi yönetmen bir oyuncuya oyun gösteremez. Gösterenler vardır tabi de olmaz. Çünkü oyuncu kendi bildiğini oynar. Yöneten bir kere beyninde tasarladığı remi çizmek ister. Onu anlatmaya çalışır ruh olarak. Eğer ona uygun bir oyun verirse oyuncuda o zaman işte tamamlamış olurlar birbirlerini. O zaman güzel bir şey çıkar. Yani yönetmen oyun vermez. Yönetmen ruh verir. Yâda yön verir.

Eski yönetmenler ve yeni dizilerin yeni yönetmenleri, neler söylersiniz?

Şimdi ruh veren dedik ya, eğer oyuncu bilen biriyse zaten ortaya iyi bir iş çıkar. Eğer kötüyse insan zaten işten nefret edip kaçmak ister. Öyle bir şeye denk gelmedim çok şükür.

Bu filmler içerisinde, döneme ait imkânsızlıklar içerisinde imkânlar yaratılmıştır. Onların içerisinde unutamadığınız bir hatıranız var mı?

En ufağı “Canım Kardeşim”i çekiyorduk Ertem ağabey, Tarık Akan ve küçük kahraman. Filmde bir cenaze var, Tarık’ın filmde babası ölüyor. Onu mezarlığa götüreceğiz. Ertem ağabey yağmurlu olsun dedi ama Şubat ve kar yağıyor. Eee o zaman yağmur olması lazım. Bir arasöz getirildi iki hortumla su sıkılmaya başlandı su kuyudan geliyor buz gibi öyle sıcak su gelmiyor suyu karın altında yedik.

O arasöz 6 ton su alıyorken bitti. Su bitti ama iş bitmedi. Gitti arasöz bir daha doldurmaya. Biz böyle ıslak ıslak karda bekliyoruz, dönecek devam edeceğiz. Gitti döndü; bir altı ton daha sıktı üzerimize ve o sahne çok güzel oldu napıyımmm. Bazı güzellikler için bazı zorluklara katlanabilmek lazım. Ertem Ağabey bizi hemen Karacaahmet’te bir hamama yolladı. Hamamda adamlar bizi gördüler baktılar “ooo geçmiş olsun tekneniz mi battı “dediler. Başka bir şey gelmiyor akıllarına çünkü.

Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

Aslında Hababam Sınıfı Şöyle Ortaya Çıktı

Hababam Sınıfı diyorum, ikisi, üçü, beş buçuğu sekizi çekiliyor ama sanki hiçbir zaman o ilk filmin tadını veremeyecek, ne dersiniz?

Olmaz olmaz, öyle bir şey olmaz. Yani “Hababam Sınıfı” bir kere çevrildi ve bitti zaten Ertem Ağabey Hababam Sınıfı çekmek üzere yola çıktı Hababam Sınıfları çekmek üzere yola çıkmadı. Ama o zaman kapılar kırıldı, perdeler yırtıldı, insanlar sinemalardan doldu taştı. O zaman tabi böyle televizyonlar yok gazeteler var, gazeteler peşine düştü ve işte o zaman bunun ikincisi ne zaman çekilecek diye sorup durulunca çok da mecbur olunca Ertem Ağabey ikincisini çekti. İkincisi daha büyük iş yapınca üçüncüsünü çekti filan yani.

Aslında Hababam Sınıfı Şöyle Ortaya Çıktı, Beş altı kişi Ertem ağabeyin yanında senaryo çalışıyoruz işte bu Hababam sınıfına başlayacağımız zaman sevgili Rıfat ( Ilgaz) hocanın kitabını ortaya koydu. Şimdi bu kitabı olduğu gibi çekersek Hababam sınıfı olur ve güldürürüz ama bu sadece öğrenci ve öğretmen şakalaşması olur ki bir süre sonra seyirciyi sıkar. Onun için bunun dibine ciddi bir şey yerleştirmezsek olmaz. Efendim birinci Hababam’da bizim anlattığımız şudur “Yanlış öğrenci yoktur yanlış tedrisat sistemi vardır, o yüzden bu öğrenciler bu hale gelir” anlattık ve çok tuttu;

İkinci Hababam’da “yanlış öğrenci yoktur; yanlış anne baba vardır, aileler bu çocukları yanlışa sürükler” onu da atlattık, Üçüncü Hababam’da da “sevgi her şeyin üstündedir, sevgi her şeyi halleder” i anlattık; Ertem Ağabey’in başarısı işte burada yoksa oturur o kitabı çekersin güler seyirci ne olacak, işte o dediğim sululuk olur, ona girer. Bak yavrum ilk üç Hababam için söylüyorum sana en az üç dört yerinde gözlerin sulanır sonra ağlarsın; ben hala ağlarım

Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

Gizli bir hüzün var.

Tabiii, komedide hüzün vardır zaten (sesler titrer – gözler dolar) Çünkü bir hüzündür seyirciyi güldüren. İşte onun içine birazda göz sulanması koyduğun zaman daha da katmerli olur o güldürü. İşte Ertem ağabeyin başarısı budur. Bütün filmlerine dikkat edin hep bunlar vardır zaten. Bizim Aile filmini Moskova’ya festivale gönderdi, Moskova’da ödül aldı, ödülümüzü gönderdiler filmi geri göndermediler mesela.

“Aslolan hüzündür” ise sizin gönlünüzde hüzün var mıdır?

E var tabi. Yıllar önce çekilen filmlerdi ve bu temaların uygulanması uygun görülen filmlerdi, 35 yıl sonra geri geliyoruz ve bugün hayranlıkla seyrettiğimiz bu üç tema belki de biraz daha fazla yarım. Bu değerler üzerine yine filmler çekiliyor ama bu ruhu yansıtmakta oyuncusu, yönetmeni, senaristi, zorlanıyorlar, sizce neden? Rıfat abi ile o zaman konuştuğumuzda Halit “evladım bu memlekette bu tedrisat değişmediği sürece bu final daima tutacaktır” dedi.

Şimdi bir de sistem değişti, oyuncular değişti, anlayış değişti. Biz bu filmleri çekerken Kemal, Adile abla, Münir dâhil hiçbir gün ağzımızdan bir para lafı çıkmadı bizim. Biz parayı bilmeyiz. Bize bir para verirlerdi, eyvallah der çeker giderdik. Bugün ilk iş bir oyuncuyu bir işe çağırdığın zaman” kaç para alacağım”  diyor. Tabi para kazanacağız, güzel bir şey, kazanacağız, şart. Bu filmlerde bana göre bu da rol oynuyor, çünkü yalnız para için bir şey yapmak hoş gelmiyor bana.

Bir de aynı kadrolar başka başka filmlerde de çalışabilmişler, bunu nasıl başardınız?

Biz başarmadık Ertem ağabey başardı kadroyu bir araya getirmek müthiş bir erdemdir, getirdi başardı yaptı. Sonra “deha ile delilik 180 derecede birleşir” derdi. Birleştirdi sonra o kadroyu dağıttı. Daha önce yaptıkları hep çok güzel olduğu için. “Arabesk”i çekeceği zaman “gel de şunu bir oku” dediğinde “Ertem ağabey yapma Yeşilçam senin üzerine kalkar dedim, yok ölmezsem çekeceğim, yapacağım dedi ve ölmedi çekti. Çektikten sonra öldü. Onu da başardı fakat o kadar namuslu adam ki yani Türk sineması ile alay ediyor ama kendi filmini ortaya koyarak bu işi yaptı. Başkasının yada Türk Sinemasından herhangi bir filmi almadı. Sete serumla, tekerlekli sandalye ile geldi ama onu çekti sonra öldü.

Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

Sizin gönlünüzde açık ara önde olan film hangisi?

Tabi ki Hababam açık ara hep o önde olacak, dediğim gibi bir üç arkadaş, canım kardeşim bu 12 ton su yediğimiz bunlar benim sinema yaşantımdaki yüksek noktalardır. Tiyatroda da çok oyun oynadım, orada da her erkek oyuncunun oynamak isteyeceği bir rolü Allah bana nasip etti, sevgili Nisa Serezli ile çalışırken Allah rahmet eylesin, Turgut Özakman’ın Töre adlı oyununda bana Mustafa rolünü verdi Nisa hanım. Şimdi Turgut abi ile konuşuyorlar, Turgut abi Ankara’da; sorduğu ilk soru Mustafa’yı kim oynayacak olmuş.(Halit Beyin gözleri dolar, burada bir süre ara verilir)

Nisa Hanım, Halit Akçatepe oynayacak dedi, Turgut abi “nereden buldunuz o hergeleyi” dedi, rol 20 yaşında ancak ben o rolü oynarken 50 yaşındaydım Turgut abi bunu biliyor. Çünkü o rolü oynarken eski tiyatroyu bilmek lazım, Karagözü, Meddahı bilmek lazım, bütün bunları oynuyor bu 50 yaşındaki genç çünkü 20 yaşındaki genç bunları bilmez. Ama Turgut abinin söylediği gibi 50 yaşındaki bir hergele bunların hepsini bilir. Çok şakacıydı. Çok çok şakayı hazırlar ve güldürürdü ancak yakın oldu insanlarla.

Zeki İle Metinin katkısı olmuştur. Allah’ın insana dokunduğu anlar vardır. Yine bir film çekeceğiz, Ertem ağabey basket takımı kuracak, uzun boylu oyuncu arıyoruz. Türk sinemasında bir takım usta oyuncular var, onlar geldiler falan, Zeki İle Metin dedi ki bizim tiyatroda da uzun bir arkadaşımız var. Oda gelsin dediler, e gelsin dedi Ertem ağabey, o zamanlar Ertem Ağabey bir iki günlük rollere 250 lira yevmiye verirdi. Bir de bu rol en az on gün oynayacak, yani 1250 lira, o zaman Kemal Devekuşu Kabareden aylık 1250 lira alıyor. İki aylık maaş neredeyse güzel para yani.

Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

VE YEŞİLÇAM KEMAL SUNAL’I DOĞURUR

Getirdiler Kemal’i. Bizim bu senaryo çalışmalarımız dışında o gün yani çekime gideceğimiz gün rahmetli Sadık Şen o gün gönderirdi. Ertem abi onu da beğenmez, hadi orada bir daha oturulur bir daha yaz bir daha yaz vs. Bir sahne var, otobüsle köye giriş sahnesi. Ertem abi otobüse girdi. Baktı, şimdi otobüse çocuklar oturmuş arka arkaya, aldı eline kâğıdı, sen bunu söyle sen bunu söyle sen bunu söyle, sırayla devam ediyor. Kemal’e geldi laf bitti. İşte Allah’ın dokunuşu devam ediyor. Ertem Ağabey  “oğlum sende burada gülersin “ dedi… Kemal Sunal güldü, bütün Türkiye güldü…

Yalnız şöyle bir şey var yönetmen Ertem Eğilmez olmasa, şirket sahibi Ertem Eğilmez olmasa yine bir işe yaramaz çok dikkatli bir adamdı. Biz maça giderdik birlikte, ben top kaleye girdi diye gol diye ayağa fırlardım, o beş pozisyon öncesini anlatırdı. Filmini seyirci ile seyrederdi, seyirci ne yapıyor, nereye nasıl tepki veriyor. Bizim o film bitti, gittik filmi seyrediyoruz sinemadayız, Kemal Sunal bir güldü sinema yere yattı. Bu taktı şimdi orya “buna niye güldüler bu kadar” diye. Sonraki film de Emel Sayın vardı “Hasret” galiba. Orada Kemal Sunal’ın rolü yok orada, özel rol yazdırttı O’na.

Orada Emel’e hayran olan “takip ışıkçısı” Kemal. Rolünde Emel Sayın’a hayran ya Emel’i gördüğünde Kemal sürekli gülecek, her karılaşmada gülüyor. Bak bu filmde kontrol ettiği ne bilir misin? İşte onu orada kontrol ediyor, seyirci bu gülüşe tekrar gülecek mi? Evet, yine güldüler. Ondan sonra aldı hemen Tarık Akan, ben, Kemal bizim üç kardeş olarak oynadığımız “oh olsun” ile Kemal yürüdü gitti. Seyirci çok sevdi. Türkiye’ye gelmiş sinemadaki en büyük komedyenlerden bir tanesidir Kemal. Çok önemli bir adamdır.

Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı

Siz de öylesiniz, eksik olmayın. Bugün burada bana hem kendi yaşamınız hem Yeşilçam Sineması, hem Kemal Sunal ile ilgili anlattıklarınızın hepsi tarihe not düşülmüş kayıtlar olacak, yer alacak. Çok teşekkür ederim. İlk defa bu kadar detaylı ilk ağızdan anlatılıyor sizi soluksuz dinliyorum. Bir taraftan şunu düşünüyorum, aynı hisleri hissettiğiniz, o ruhu yakaladığınız sonra hiç mi işleriniz olmadı, yada bugün yaptıklarınızda?

Yavrum ben hep diyorum, bunların yakalanabilmesi için bir kere tövbe estağfirullah Ertem Eğilmez’in o mezardan kalkması lazım. Yoksa bana hissettirmek kolay iş değil. E bir de benim gibi hisleri artık kaşarlarmış bir insanın  ( kahkahalar- kahkahalar )

Anladığım kadarıyla sizin hayatınızda Ertem Eğilmezden başka ne birine yer var ne de onun yerini dolduracak bir ismin ihtimaline yer yok.

Yok,yok,yok.

Anladım. Bu “yüz eskimesi” ne demektir?

Yok ya hu ben ona inanmam. Kemal Sunal’ın yüzü niye eskimedi o zaman. Hala günde en az yedi kanalda filmi oynuyor çocuğun. Sevilen, sevilmiş insan eskimez. Geçici insanlar o başka…

Son bir soru ile bu bal gibi sohbeti noktalayalım mı?

Tabi buldun adamı bal gibi konuşuyor, sor Bugünün televizyonları ve komedyenleri ilgili düşünceniz nedir? Vallahi ben yine Ertem Eğilmez ile söze başlarım. Yaşıyor olsaydı tabi ki o da televizyonlara el atacaktı. O uğraşacağı içinde onun yapacağı diziler bugün ki yapılan rezillikleri ortadan kaldırırdı. O doğruyu yapacağı için herkes yine O’nu taklit edecekti. O zamanda güzellikler olacaktı. Ben televizyona bakayım da bulamam, bulunmaz. Şimdi şöyle bir şey düşün güzel çocuğum; şuana kadar herhalde sayısız dizi çıkmıştır ortaya. Bu kadar dizi için her bir diziye her bir bölüm için en az 10 oyuncu lazım değil mi? Bir o kadar senarist, bir o kadar yönetmen, kameraman, lazım değil mi? Nerede bunlar ayol?

Şimdi bak harala, gürele bir şeyler yapıyorlar, adı da dizi olup ortaya çıkıyor. Bunlar televizyonun vakit geçirmek için yaptıkları İşler. Bir şey koymak lazım oraya, sonra üç bölüm sürmüyor kalkıyor. Yazık günahtır ya. Olmaz. Bence Türkiye’de televizyon hala emekleme çağında. Ben görür müyüm görmez miyim bilmem ama sen görürsün bak her şey zamanla daha güzel olacak inşallah. Komedyenlere gelecek olursak, içlerinde iyi olanlar var tabi ama dediğim gibi sululuk yapanları sevmiyorum, onlar hoşuma gitmiyor, yanlış da yapıyorlar, sonra anlayacaklar o ayrı ama para kazanıyorlar, bir şey demiyorum ama iyi komedyenler var daha da iyi olacaklar.

Kübra Ünlü – Halit Akçatepe Röportajı



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir