Menü Kapat

Kübra Ünlü – Hakkı Devrim Röportajı

Kübra Ünlü – Hakkı Devrim Röportajı
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  


Kübra Ünlü – Hakkı Devrim Röportajı

Kübra Ünlü – Hakkı Devrim Röportajı

Ağız gıdasını kulaktan alır

Kübra Ünlü – Hakkı Devrim Röportajı

“Bir evde anneanne yoksa o evden bir romancının çıkması zordur, ağız gıdasını kulaktan alır”

2009 Aralık ayının son günü, kışın en vurucu etkilerini gösterdiği zamanlar… Yola çıktığımda zorlu bir İstanbul trafiği ve soğuk havanın etkisi midir bilinmez, ruh halim grinin en yoğunundaydı. Hakkı Bey’in o hoş sohbetine tanık olup, onun deyimi ile “gıdamı kulaktan aldıktan sonra” günümün, bu denli renk huzmesi içinde sonlanacağını bilemiyordum. Keyfime diyecek yoktu. Diyeceğim odur ki, fazla söze hacet yok, diliyor ve umuyorum ki bu söyleşi ile sizlerde gıdalanasınız…

Radyoculuktan gelen birinin de sözünün asla tükenmeyeceği düşünülür

Yazık ki şimdi işin içinde görüntü de var.

Neden yazık ki?

Ee yazık ki tabi. Radyodayken ben 25 yaşında filandım. İyiydim. Görünmeyi daha çok isterdim doğrusu. Şimdi öyle değil. Zaten şimdi benim asıl seyircilerim ve eleştirmenlerim torunlar. Mesela şöyle uyarıları onlardan alıyorum. “Dede, kamera ayaklarını görüyor ve durmadan kımıldatıyorsun. Ayaklarını oynatma!” diye uyarı alıyorum. Bu bir sanattır yahu. Beden dili giriyor devreye. Bizim alışkanlığımız çene dili, beden olunca böyle…

Bir evde anneanne yoksa o evden bir romancının çıkması zordur

“Bir evde anneanne yoksa o evden bir romancının çıkması zordur” der… Hakkı Devrim?

Evet, anneanne veya babaanne…

Evet, şöyle çok basit. Şimdi çocuk açısından anne, baba daha önemli… O küçükken de anne baba tam hayatın, ömürlerinin ortasında. Çocuklara rahat zaman ayırma imkânları yok.

O tempo değişik bir tempodur ve bilir misiniz ki, büyükannelerle, babaanne veya anneanne, bende her ikisi de vardı. İkisinin de tadını çıkardım ben. Çok mahrem meselenizi annenizle babanızla konuşmaktansa, onlarla konuşmak daha kolay gelir insana değil mi? Bu müthiş bir şey. Yani muhatabı var, konuşma imkânı var. Sonra gün boyu o tempo içinde dili nerede geliştiririz diyoruz. Anneanneden daha iyi müessir, daha etkili bir hoca bulamazsın. Sakindir, yanlışınızı çok müsamaha ile karşılar, ondan sonra müthiş bir şeydir.

Sevgi; merhamet de orada öğreniliyor

İşte onu torununuz olduğu zaman, o farklı sevgiyi, torununuz olduğu zaman öğreniyorsunuz. Torunlarımın en büyüğü evlendi, o evlenene kadar son senelerde benim hemen yanımdaki bir odada kalıyordu. Biz talebe yurdunda kalan iki genç gibi… Şimdi, saadet budur. Kapı açılıyor garrrç diye, dede uyandın mı sen yahu? Evet uyandım. Erkek çocuklar böyledir. Öyle yüz vermez insana. Rekabet var aramızda onlarla. Kız torun öyle değil, o sevgili olmakta devam ediyor.

Sonra o selamın sebebi var. Hümbür hümbür gardırop açılıyor. Ne yürütülüyor biliyor musunuz? Mendil. O kadar arıyorum ki; yok şimdi adam. Yani o ilişki değerlendirilecek bir ilişki. Bizde vardır büyükanneler büyükbabalar. Nasıl ayrıldı, niye koptu anlamıyorum. Yani çekirdek aileye düşmanlık duyuyorum adeta.

 “Biz geniş ailelerde büyüdük” diyorsunuz. Şimdi ki çocuklar çekirdek ailede büyüdükleri için bunlardan yoksun.

Öyle öyle. Gayet tabi çocuk oturuyor konforlu bir ev; şimdi ben bakıyorum o aletin karşısındalar. O bilgisayar mı internet mi açıp baktıkları laptop dedikleri bilgisayar değil mi? Öyle bir şeyin karşısındalar. Ben bu birlikteliğe ehemmiyet veriyorum. O kadar büyük bir kayıp ki. Şimdi mesela, İstanbul sarayı halk ile mesafeli bir saray tipidir. Yani Buckingham gibi Sherburn gibi Versay gibi parmaklıklar yoktur bahçesinde. Bakınca içeriyi göremezsiniz.

Dolmabahçe’den Beşiktaş’a giderken sarayın duvarı sekiz buçuk metredir. Oradan ta Ortaköy’e kadar saray binası ve müştemilatını… Yukarıdan tepelerde ev inşa etmek yasaktır. İnönü o yasağı Maçka’da deldi ilkin. Yani saray çok uzak ama sarayın adeta şubeleri var. İstanbul’da konaklar var. Mahalleli yemeği, içmeyi, giyinmeyi, kuşanmayı, misafir ağırlamayı, muameleyi konaklarda öğrendi. Konaklar biraz da Osmanlı’nın çekirdeğidir.

Eski Osmanlı erkeği erken saatte yatmaya gider

Orada Arnavut bir bahçıvan vardır, Ermeni bir dadı vardır. Ermeniler, erkekler daha çok tamircidir, denizcidir. Herkes vardır orada. Hikâyeler bile değişiktir. Şimdi biz o konak tipinden, büyük aileye geçebilirdik. Bizde mesela, ben varım kızım ve oğlum var, kız kardeşim var. Çok yakın dört eviz biz ve ayrı ayrıyız. Birbirimize yakın olmaya gayret ediyoruz ama dört mutfak kaynıyor. Dört ayrı çamaşır gayreti var. Fazla sayıda bana göre araba var. Hâlbuki bu bir apartmanda da değil, bahçede müstakil yaşayabilirsiniz.

Ben yaşadım bunu, kızım ve damadım, ben kaçtığım zaman çiftlikte, geldiler yanımda oturdular. Çocukları oluyordu büyüteceklerdi. Ben tedirgin etmem. Eski Osmanlı erkeği erken saatte yatmaya gider. Bu sebeple. Büyük ev olduğu için gençler ve evin hanımı rahat kalsınlar diye. Büyükbabamdan müdevver bir usül bu. Babam da benim hep yapardı. Ben de buna çok dikkat ederim. Çocukların odasına katiyen girmemeye, hiçbir sebeple girmemeye… Emindir ki onlar atletle de gezseler, dede langırt diye o kapıdan içeriye girmez. Kadınların girmesi mubahtır. İşte ben buna üzülüyorum. İşte orada Türkçe de gürültüye gidiyor.

Kübra Ünlü – Hakkı Devrim Röportajı

Türkler hala ailenin işsiz efradını çok belli etmemeye özen gösterirler

Peki, bu söyledikleriniz şimdiki nesil için rüya gibi bir şey mi? Yaşanması neredeyse imkânsız mı?

Olmuyor işte yani. Bu yani; siz bilirsiniz, tanzim eden sizsiniz. Şimdi bir kızla evlenen; kızınıza ya da oğlunuza, ayol niye ayrı eve gidiyorsunuz, bizimle beraber oturun deseniz yüzleri asılır. Kötü bir şey söylemiş durumuna düşersiniz öyle değil mi? Buyurun o zaman onların çocukları da o kadar yetişir. Gittikçe insanlar birbirinden uzaklaşıyor yaklaşacağına.

Bu tabi her şeye yansıyor, bizim dilimize de yansıyor. Bu uzak aralar dilde de aynı şekilde ortaya çıkıyor.

Bak güzelim! Bir güzelliği söyleyeceğim şimdi sana. Benim ailemde babam, büyükbabam Üsküdarlı Hakkı Bey; sonra O ama Adapazarı’na göçmüş, orada babaannem Adapazarlı, benim annem Adapazarı’nın Taşköprü’sünden, onun babası müftü. Yani evler böyle. Fakat bizim Gülüş (eşi) hanımın anneannesi ciddi konaklıydı. Yani konakta yaşamış bir insandı.

Ben ne gördüm biliyor musun? Onun farklı bir Türkçesi var, çok daha zengin bir Türkçesi var. Bir defa onların evinde şakır şakır Rumca konuşulurdu. Ben çok önemli bir müessese olduğunu ve ihmal edildiğini düşünüyorum. O konaklarda öyle münasebetler, ilişkiler farklı ki, ben seviyorum. Şunun için seviyorum, Türkiye’nin Türklerin bu yurdun en sağlam kurumu bana göre TSK değildir, ailedir. Bu Türkiye hala şu kadar milyon işsiz var sayamazlar. Türkler hala ailenin işsiz efradını çok belli etmemeye özen gösterirler. İşte giderek bu aile de küçülüyor, dağılıyor.

Memnun oldum ama çaktırmadım

Televizyonun etkisini nasıl değerlendirirsiniz?

Önleyemezsiniz ki. Gazeteyi de önleyemezsiniz, televizyonu da önleyemezsiniz, şu anda çocuklarınız varsa, o internet, bilgisayar denen şeyleri de önlemeye çalışmayın. Ben çünkü biraz mukavemet ettim ilk başta Ben bile kitap okuyamıyorum, oraya bakıyorum. Hayır, biz almayalım dedim ben. Babaanneleri vardı, Basınköy’ de oturuyordu. Gittiğimiz zaman orada bakarsınız, şurada bakarsınız. Fakat annem bir gün telefon etti. Dedi ki çocuklar için ben bir televizyon aldım, eve gelecek huysuzluk etme kafanı kırarım senin dedi. Annem rahmetli… Oradan televizyon girdi bizim evimize. Ben de çok memnun oldum. O zaman 72 olimpiyatları mı vardı? O olimpiyatlara tam denk düştü, sen beni gör, aman ne memnun oldum; ne memnun oldum ama çaktırmadım.

Yaaa Hakkı Beyciğim, gün geldi, yaşamınızda o huysuzluk edip eve sokmadığınız televizyonun içindesiniz. Sihirli kutunun bir elemanısınız sizde.

Bizim evde eğlencemizin ne olduğunu biliyor musunuz? Bir numaralı eleştirmenlerim torun takımı. Yerlere yatıyorlar, nasıl eğlendiklerini bilemezsin. Hele oynadığım reklamı gördüler öldüler o reklamlara. Sonra da dedim ki çocuklar siz bana sahip çıkın, çünkü bu Okan(Radyo – Tv programcısı -sunucusu Okan Bayülgen) beni galiba bir porno filminde oynatacak. Biraz ciddiye aldılar, yokladılar yani sahi mi diye. Onlar çok eğleniyorlar ihtiyar dede diye.

Afişler astılar, ben bilmiyorum nereye asacaklarını, bunları Okan çıkarıyor hep başıma. Bin tarakta bezi var herifin. Film teklifi geliyor bana. Diyorum ki, Okan? Ne var abi? Film teklifi ne oluyor? Valla bilmem. Sen oynuyor musun? Evet, tesadüfe bak diye konuşuyor. Bir ihtiyar lazım Hakkı Abi gelsin diyor herhalde. Şimdi bu çocuklar çok şey geldiler. Bir sabah kalkıyorum çocuklar “Dede, Levent’te yol boyu, o askerlerin evlerinin karşısında filan, her yerde asılı bir şeyler var hepsi senin resmin dolu”. İşte bunlar hiç bana bir şey söylemediler, Okan’ın başının altından çıkanlar bunlar.

Hafif alaya alarak dengeyi kuruyorlar

Torunlar diyorum, ”Dedenin yerinde biz olacaktık ama dede var”,  diyorlar mı?

Şimdi iki oğlan var, bir de kız var. Bunlar hepsi yirminin üstünde. Çünkü torun olarak erkek torunla kız torun arasında müthiş bir fark var. Mesela kız torun gelir, ben yatıyorsam uyuyorsam doğru benim yatağa atlar. Öbürleri benimle idrar müsabakası yapıyorlar. Onlar dayılanmakla meşguller yani. Aynı terazide tartılıyoruz. Öyle bir çaba var. Onlar bana çok yüz vermezler, hafif alaya alarak dengeyi kuruyorlar.

 Son dönem yapılan gazeteciliği konuşalım mı biraz?

O zaman güzelim şimdi biraz baştan alalım, şunu konuşalım. Günlük gazetede yazı yazıyorsunuz. Günlük gazete enâm-ı kadim değildir. Yani onunla tuvalete de girerseniz bir saygısızlık addedilmez. O tramvayda okunur, otobüste, trende okunur, parkta okunur, helâda okunur. Günlük gazete. Şimdi günlük gazetede benim filozof arkadaşım yazı yazıyor. Yeri yanlıştır bence. Yani benim sevdiğim ve beğendiğim Murat Belge, bir felsefe ya da sosyoloji dergisinde yazı yazar. Bir fevkaladelik varsa ona müracaat edilir. Her gün işte şu oldu bu oldu, bilmem Erdoğan da kime ne dedi lafları Murat’ın işi değil.

Ben günlük gazetenin, günlük gazete yazarlığının aslında mütevazı bir iş olduğunu ve onu yapanların alçakgönüllü olduğunu, yani boyları kadar bir mesafede kalmaları gerektiğini düşünüyorum. Benim şahsen bu bakımdan çok beğendiğim köşe yazarlarından birisi Burhan Felek’ti. Ve ben kendi köşemde iyi kötü tecrübesiz, istese de istemese de yaşadığı için bir şeyleri öğrenmiş bir adamım. Ben yaşlı bir adamım, çoğu kendisinden genç olan insanlarla buluşmuş, onlar da bakalım bu ihtiyar ne diyecek diye bekliyorlar, o da bir şeyler anlatıyor. Benim için köşe yazarlığı bu çizgiyi geçtiğinde saçmalamaktadır. Bizde filozoflar, büyük edebiyatçılar, haşin siyasiler var oralarda.

Kübra Ünlü – Hakkı Devrim Röportajı

Programın adı Medya Kralı

Takip ettikleriniz var mı aralarında?

Ben 12 gazeteyi her gün görüyorum evlat. Ne kadar sürdüğünü biliyor musun? 5-6 saatimi alıyor. Bazen gündüz işim oluyor, akşam gidip okuyorum. Birçok gece sabah beş buçuk, altıda yatıyorum. Ama merak da ediyorum. O ona bakayım ne dedi, bu buna dedi?

Bu isimler programa geldiklerinde sizden tedirgin oluyorlar mı?

Şimdi en çok Okan tedirgin oluyor herhalde. Çünkü oraya gelenler Okan’ın misafirleri. Ben kendimi icabında onlara sataşmaya mev’ud addediyorum. Gelmiş ben de oradayım. Mesela, şimdi yaptığı programın adı Medya Kralı… Medyadan ne var burada diyorum. Hepsi şarkıcı dümbelekçi, neresi bunun medya. Ama onları buluyor. Herkes de gelmez ya onlar geliyor. Ben çoğu zaman adını yanına yazın, neci bu diyorum. Şarkıcı diyorlar; bin tane şarkıcı isimleri tutamıyorum.

Şimdi ne oluyor bak söyleyeyim sana. Kızdırıyorum, mesela Oray Eğin’i kızdırdım geçende. O da birkaç gün sonra hemen benim aleyhimde yazı yazdı. Sonra Ruhat (Mengi) hanım geldi. Ben uslu uslu oturuyorum. Sizin aranızda bir gerginlik mi var dedi Okan. Bak namussuza. Ondan sonra Ruhat Hanım dedi ki, “Hakkı Bey bizim meslek büyüğümüzdür ama o benden çok hoşlanmaz” dedi. Ben de “ hoşlanmak meselesi değil. Bir defa onunla kafa dengi değiliz, ben onun hakkındaki düşüncemi burada söylemek istemiyorum.” Dedim. Böylece söylememiş oldum. Böyle çok kavga var sorarsan bende.

Onlar sataşırsa cevap veriyorum

Hala devam eden kavgalarınız var mı peki?

Onlar arkadaş yahu, onların hepsi moruk olmuş benim gibi. Onlarla ne kavga edeyim ben. Hasan Pulur’la ben bir kavga etsek, Allah saklasın liseden de arkadaşız çünkü biz. Başka kim var Orhan Birgiç. Yok, biz seksenliklerle kavga etmeyiz. Boksta dinç bir adamla kavga edilir.

Taze, heyecanlılar varken diyorsunuz…

Yok, onlar sataşırsa cevap veriyorum.

Televizyonlarda yer almaya başladıktan sonra, kendinize ait bir proje içinde olmak istiyor musunuz?

İstiyorum. Kübra şimdi ben London Palladium var. Londra’ya gidince ben oraya giderim. New York’ta Latin Quarter var, Paris’te de Foliberjar var. Bunlar dans, eğlence, komedyenler,  işte şov; bilmem neler sahneye çıkar. İnsanları fevkalade eğlendiren, çok iyi bir orkestra, dekorlar. Bir şeye dikkat, benim İngilizcem hiç yok ya, Fransızcayı biraz anlıyorum. Orhan Boran’la oturuyoruz, onun hanımı var; London Paladiumdayız. Adam bir laf söylüyor oradaki smokinli de, hoohoho yerlere yatıyorlar salonda. Elizabeth ne dedi diyorum, adamın söylediği lafı söylüyor.

Türkiye’de hiç kimse gülmez öyle. Fevkalade soğuk bir laf söylüyor. Gide gide fark ettim ki halklar farklı şeylere farklı tarzda gülüyorlar. Çok kesin. Gülme tarzları farklı birbirinden, neye gülüyorlar o da farklı birbirinden. Şimdi buradan yola çık.

Böyle bir programı yapmayı çok arzu ederim doğrusu

Türk televizyonlarında hala Türk tarzı bir sohbet programına rastlamadım. Düşünebildiğim, oğulla beraber düşünüyoruz. Bir oda var, o ikimizin sanki çalışma odası gibi. Bazen o bir şey yapıyor, söylüyor. Bir arkadaşıyla da konuşuyorlar, ben burada gazete okuyorum. Yani aynı işi yapan baba oğul var. Orada gelen oluyor, giden oluyor kabilinden… Yani hiçbir televizyon seyircisine hitap etme hali değil. Mümkün mertebe tabii hal… E şimdi hanımlar da olsun deniyor ya, şimdi bu hanımları ne yapacağız biz. Biraz kulüp havası olsun, hani erkeklerin konuştuğu laflar var. Hanımlar şimdi o gün Galatasaray-Fenerbahçe maçı varsa onu konuşamazsın. Fenerlilik de var gönülde; bastır diyorum! Böyle bir programı yapmayı çok arzu ederim doğrusu.

Hakkı Devrim’in güzellik tanımı nasıldır, ekranlarda kim güzel size göre?

Şimdi yeni nesilde benim çok beğendiğim çocuklar var. Dizilerde filan görüyorum. Mesela “Aliye” diye bir dizide, bir kız oynuyordu…

Sanem Çelik…

Onu çok beğeniyorum. Karakterini de beğeniyorum. Ben Onu çok methettim. Bazen öyle gözüm keserse methederim. Mesela şimdi reklama çıkıyor Janset. Bayılıyorum Janset’e. Yeryüzünde onun kadar güzel komedyen bulamazlar. Mesela Zuhal Olcay sahnede çok iyi, oyuncu olarak hiç itibari olmadı. Dikkat edin Sertab Erener Eurovision’u kazandıktan sonra şöhreti düştü. Orhan Pamuk, kimse Nobel alamıyordu, Türkiye’ye giremiyor. Cezalı Nobel aldığı için, yani çekim böyledir, tercih böyledir Türkiye’de. Bize Hülya Avşar’la; İbrahim Tatlıses iyidir. Nasıl oldu da denk düşmedi evlenmediler yani. Onların çocukları da gurur duyardı. Türk çocuğu olarak o ikisini gösterirdik.

Pekii…

Sen de buldun adamı konuştur babam konuştur…

Bu da sohbet arsızı işte…

Benim çocukluğumda TRT’den takip ederdik radyocuları, sunucuları ve oradan dili doğru kullanmayı öğrenmeye, çalışırdık. Şimdi, bu anlamda ekranda takip edilecek isimler var mı?

Çocuklarda müthiş bir algılama kabiliyeti var. Sana arada pratik olarak onu söyleyeyim. Arabada gidiyoruz, torunlar, şimdi kelime yanlış geliyor işitiyorum ben, “o öyle denmez böyle denir” demek son derece yanlış ki ben hala yapıyorum. Çok itici de oluyor. O kelimeyi bir başka cümlede doğru söyleyiniz ve hiç değilse iki kere bunu tekrar edin. İnanmayacağın bir şey oluyor ve biraz sonra kelime doğru söyleniyor. Ama hiç laf yok, protokol dışı davranıyorum. Şimdi çocuğa çok ince davranmak gerekiyor. Kelime zenginliği işitmekle olur, yani ağız gıdasını kulaktan alır. Kulağı öğrenir kendisi öğrenecek değil ki.

Bizim söyleşimizin benim için özü “Anneanne ile büyümeyen evlerden romancı çıkmaz, kulak gıdasını ağızdan alır” der ve susarım…

Tekrar görüşmek dileği ile diyelim mi?

Ooo; o zaman istediğiniz zaman gelin.

Çok teşekkür ediyorum, ağzınıza sağlık.

Ömrünüze bereket canım, kolay gelsin, en kısa zamanda eve bekliyorum.

Kübra Ünlü – Hakkı Devrim Röportajı



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir