Menü Kapat

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  


Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

InterviewiconBen ahlakçı değilim

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Vaktiniz varsa ve hala oradaysanız; kalmaya devam edin. Çünkü Deniz Türkali ile güzel bir söyleşi sizleri bekliyor. Çünkü hayat üzerine keyifli bir söyleşi başlayacak.

Çünkü hayat arsızı olan biriyle birlikteyim. Kendime umut arsızı derdim, şimdi bir hayat arsızı bir isim ile birlikteyim. Vedat Türkali’nin aynı adlı romanından uyarlanan Fatmagül’ün Suçu Ne? dizisi en çok tartışılan yapımlardan biri. Türkali’nin kızı Deniz Türkali de bu dizide rol alıyor. Çocukken babasının görüşleri yüzünden ilkokulda dışlandığını, hatta psikolojik baskı gördüğünü anlatan Türkali, günümüzde demokrasinin geliştiğine inanıyor…

Hayat arsızı olan biriyle birlikteyim

Nasılsınız?

Deniz Türkali: Çok iyiyim… Çok haklısınız umut arsızı olmakta. Özellikle genç insanlara baktığımız zaman benim de içim umutla doluyor… Zaten umudu olmayan insan yaşayamaz. Onun için çok doğru bir şiar edinmişsiniz kendinize.

Çok teşekkür ederim. Sizdeki hayata karşı olan o heyecan; başkalarını motive ediyor mu?

Bazı klişeler var maalesef çocuklara öğretilen ve o klişelerin çok kesin ve kat-i olduklarını düşünüyorlar, düşündürülüyorlar. O beni üzüyor. Özellikle sanat, sanatçı meselesinde. Gerçekten sorsam, “kendisine verilmesini istediği değer nedir”, diye pek bir cevabı olduğunu sanmıyorum. Çünkü kavramlar birbirine karışıyor. Bir başka arkadaşla konuşurken eğlence sektörü ve sanat kavramları üzerine konuştuk.

Bazen kafalar karışıyor tabi; o hiç olmazsa 16 yaşında, ama ben buna benzer şeyleri kelli felli insanlardan, hatta köşe yazarlarından zaman zaman görüyorum. Bu da beni açıkçası hafif; tabiri caizse “küçümsememe” neden oluyor. Çünkü 16 yaşında bir çocuk bir soruyu sorduğu zaman bir klişeyi tekrarladığı zaman ona söylersiniz. Üzerinde düşün, diye ama yaşı 40’a 50’ye gelmiş, hatta daha fazla ve toplumda da kendini başarılı, daha saygın bir yeri olan; toplum tarafından öyle denilen kişilerin bu klişeleri tekrarlaması ve üretmesi gerçekten sinir bozucu bir şey.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Kadınlık üzerine ve kadın özgürlüğü üzerine çok düşündüm

Şans faktörü hayatı algılamada önemli midir sizce?

Hayatı algılama aslına bakarsanız itirazlardan oluşur. Yani babama itiraz ettim, hocalarıma itiraz ettim, sevgilime itiraz ettim. İlginçtir, kızım olduktan sonra daha çok özgürleştim. Yılmaz ile konuşurken tartışmamız kavgamız hiç bir zaman bitmedi; son ana kadar.

Dolayısıyla onların hayatımdaki varlıkları, Yılmaz’ı ben seçtim, yani biraz o beni seçti, o daha önce göz koymuş, birlikte hayatı götürmek için ben seçtim ama babamı ben seçmedim bu bir şans; büyük bir şans. Öbür taraftan annemi de ben seçmedim, annem gibi bir kadının kızı olmak da bir şans. Kızımı da ben seçmedim, doğduğu zaman tanıştık kendisiyle. Onunla birlikte büyüdük, birlikte çok itişerek kakışarak ve hala. Ama Zeynep’in varlığı beni çok özgürleştirdi ve kadınlık üzerine ve kadın özgürlüğü üzerine çok düşündüm.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Her kavramın sorgulanabildiği ünitelerin olması gerek

Özgürleştirdi derken…

Sadece farkındalıkları fark etmek değil. Zeynep’e hep şunu söyledim. Eğer günün birinde senin yüzünden şunu yapmadım dersem iki şık var, ya yalan söylüyorum ya da bunadım. Çünkü anlamsız fedakârlıklara hiç itibar etmedim. Kızıma hiçbir zaman “senin için ben neler feda ettim” demek istemedim. Bunun çok yanlış olduğunu düşünüyorum, çünkü her bir şeyi feda edişinizde çocuğunuz da sizinle birlikte bir şeyini feda ediyor farkında olmadan. Dolayısıyla ben feda etmeyeceğim ki, o da feda etmeyi öğrenmesin.

Feda edilecek şeyler farklı şeylerdir, mümkün olduğu kadar feda etmemeye çalışırım. Feda edeceğimiz şeylere kendimiz kendi doğrultumuzda karar vermemiz gerek. Yoksa öğretilen o annelik fedakârlıktır. O kutsal anneliğe şu kadarcık inanmam. Şu hayatta anneliğin kutsal olması gerektiğine hiç inanmam. Bunların hepsi gözümde çok içi boş çok klişe çok yanlış öğretilerdir. Sahici insanlar sahici bireyler yetiştirmek istiyorsak ve farklı insanlar ve farklı dinamikler görmek istiyorsak mutlaka bu kavramları sorgulamamız, çocuklarımızın da sorgulamasına teşvik etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Yeni nesilde de heyecan gördüğüm zaman seviniyorum ve bunu kışkırtmak gerektiğini düşünüyorum. Bütün eğitim sisteminin biraz bunun üzerine olması yani sadece okuldaki eğitim sisteminin değil, ailedeki eğitim sisteminin de mümkün olduğu kadar hiyerarşinin olmadığı gerçekten her kavramın sorgulanabildiği ünitelerin olması gerektiğini düşünüyorum.

Hiç kimse dizi seyrederek ahlaksız olmaz

Kendinizi tanımlarken ”ben ahlakçı ”değilim diyorsunuz; biraz daha açalım mı?

Öğretilen ahlakın ikiyüzlü olduğunu düşünüyorum. Birincisi mesela sitemin diyelim. Sistem aslında yani kapitalizm hırsızlık üzerine kurulmuş bir sistemdir. Bunun üzerine siz çocuklara bir şey çalmak çok ayıptır. Ben katılıyorum buna ama bir taraftan aç bırakırsanız insanları ve diğer taraftan insanlar hırsızlıkla zengin oluyorsa hırsızlara bu bir ahlaksızlıktır deme hakkınız olmaz.

Tek eşliliği önerirken dünyaya, kendiniz gizli saklı başka ilişkiler yaşarken dünyaya tek eşliliği empoze etmeye kalkamazsınız. Asıl ahlaksızlık budur benim gözümde. Dolayısıyla ahlak denilen genel geçer herkesin kafasında oluşan “işte dizileri seyretme ahlaksız olursun”. Hiç kimse dizi seyrederek ahlaksız olmaz. Hiç kimse bir şeye bakarak ahlaksız olmaz. Cinsel tercihi yüzünden hiç kimse ahlaksız olmaz. Asıl tam ahlaksızlık bunları bir ahlak paketi halinde sunmaktır diye düşünüyorum ben.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Türkiye’nin Cinecitta’sı olma düşü mutlaka gerçekleşecek

Müzik bir dönem hayatınızda varmış. İçinizde müzik adına kalan bir şey var mı?

Evet, valla var keşke rock söyleseydim. Evet, yanlış yaptık. Caz çok farklı bir şey ama rock söyleyebilirdim ama söylemedim ama inanınki; katiyen o ruhumu kaybetmiş değilim. Bu bir şaka değildi 5-6 yıl sonra düşünebilirim. Hayattaysam tabi ki düşünebilirim niye düşünmeyeyim…

Atıf Yılmaz Stüdyosu hayata geçirdiğiniz son yıllarda yaptığınız en önemli projelerden biri. Neler yapıyorsunuz?

Benim için çok heyecanlı bir durum. Tüm arkadaşlarım da dört elden dört kolla sarıldılar bu işe. Geleceğin Cinecittası, Türkiye’nin sinema merkezinin Küçükçekmece olması sadece bir düş olduğunu düşünmüyorum. Önce düşleyeceksiniz sonra gerçekleşir zaten. Eğer düşleriniz olmazsa gerçeklikle hiçbir ilişkiniz olmaz hiçbir şey yapamazsınız. Ve bu sadece bir düş değil çünkü destekleyen o kadar çok arkadaşım var ki.

Ve bu düşün gerçekleştiğine çok inanıyorum ve ona adım adım yaklaşıyoruz. Bu sadece bireylere bağlı bir şey olmaktan çıkacak. Yarın ben olmam ama bu stüdyo ve bu düş Küçükçekmece’nin İstanbul’un; Türkiye’nin sinema merkezi olma düşü Türkiye’nin Cinecitta’sı olma düşü mutlaka gerçekleşecek.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Laf olsun diye beğenen insanlara gıcık oluyorum

Sinema dünyası bu projeye nasıl baktı?

Çok dostça yaklaştılar. Herkes çok destek oluyor. A’dan Z’ye projemde, hem sinemacı arkadaşlarım hem tiyatrocu arkadaşlarım, rekabet başka bir şeydir, yarışma başka bir şeydir ama her zaman dayanışma içindedir. Oradaki arkadaşlarım hepsi çok büyük destek verdiler sağ olsunlar. Bu da beni çok memnun ediyor.

“Ortalama, herkesin beğendiği kişilerden biri olmayı tercih etmem, öyle işlerin içinde de bulunmam” demişsiniz, Zaman zaman ihtiyaç duydunuz mu böyle bir popülerliğe veya bunun içinde olmaya?

Popülerlikten ne anladığınıza bağlı. O bir tarz, o bir yaşam tarzı seçimi ve seçilen bir şey. Benim yaşam tarzımın içinde ben bir işi yaparken bir iş daha fazla popüler olabilir birden bire çok ünlü olabilirsiniz. Eğer o ün sizin hayatınız belirliyorsa yolunuzu değiştirir öyle gidersiniz. Benim hayatımı o belirlemedi. Tabi zaman zaman daha çok adımın geçtiği daha çok insanların hani” aa Deniz Türkali” dediği dönemler oldu. Zaman zaman daha az oldu o da beni hiç ilgilendirmeyen bir şey.

Yani yaptığım işlerin sevilmesi önemli benim için… Yaptığım işin karşılığında seyircisini bulmasını istiyorum tabi ki. Hem de çok istiyorum. Ama bunu mesela anlamadan önemsemeden sadece laf olsun diye beğenen insanlara gıcık oluyorum.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Ortalamanın kararları beni her zaman tırstırır

O zaman seyirci de ayrımınız var? Yani “beni izleyen nitelikli seyirci”mi diyorsunuz?

Aslında tam da öyle değil. Böyle konuşulunca öyle anlaşılıyor tabi ama derdim o değil. Şöyle diyelim. Popülerlik yaptığım iş için önemli. Yaptığım işin duyulmasını bilinmesini tartışılmasını istiyorum. Ama o iş nedeniyle tanındıktan sonra popülerliğin bir takım zorunlulukları var. Birincisi bir işteyken siz birden bire o kadar ayrı yerlerin o kadar ayrı sorular ve ayrı bekleyen yanıtlar oluyor ki mesela şöyle oluyor. Birden bire mesela İstanbul’un mimarisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Mimar değilim bu konuda uzman değilim bu konuda herhangi bir bilgim yok. Aşkolsun Deniz Hanım hadi hadi söyle. Bilmiyorum.

Şimdi ünlü olduğun zaman sanki her şeyi bilmek zorundasınız. Bilmiyorum dediğiniz anda aa ne biçim insan yani bilmiyor. E bilmiyorum benim fikrimin bir önemi yok o konuda. Yani bazı konularda da benim fikrimin önemi yok. Bütçe hakkında soruluyor nasıl yapıyorsunuz diye. Bilmiyorum. Tarkan ne yapmış bilmiyorum merak etmiyorum, merak etmedim duymadım. Aa deniz hanım istemiyor musunuz? Kardeşim niye bileyim niye her şey hakkında ahkâm kesmek zorunda olayım. İlgi alanlarımla ilgili sorun. Öbür taraftan da şöyle bir şey var.

Benim yapıma uygun değil

Evet, ortalamanın kararları beni her zaman tırstırır. Çünkü o mutabakatta netameli bir anlaşma vardır ki o demokrasi demek değildir. Çoğunluğun baskıcı rejimi demektir. Her alanda. Beni ise ona itiraz eden sesler daha çok ilgilendirir. Siz popüler bir insan olduğunuz zaman en sivri dilli zannettiğiniz bir takım insanların aslında ne kadar uyumlu itirazlarda bulunduğunu uyumlu çıkışlar yaptığını ve birazcık dili uzarsa hemen törpülendiğini görüyorsunuz.

Bu tehlike; ben dilim törpülensin istemiyorum. Benim öyle bir derdim yok. O da tanısın, o da sevsin diye bir derdim olmadığı için gerçekten düşündüğümü, hissettiğim şeyleri söyleyebilirim. Ama eğer o kadar popüler birisiyseniz, o biraz zor. Eğer oraya talipseniz, o biraz zor. Ne diyorum yaptığınız işler sırasında birden bire çok fazla adınız geçebilir, popüler olabilirsiniz. Eğer o sizi belirlerse, yolunuz değişir. O zaman başka bir yola gidersiniz. Ben bunu tercih etmiyorum. Yapanlara itirazım yok benim yapıma uygun değil ben tercih etmiyorum.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Bizim dışımızdaki canlılara gösterilen hoyratlıklardan nefret ediyorum

Sizin beslendiğiniz öğeleriniz nedir?

Hayat tabi ki; çoğunluk hayat ve düş gücü. Bunlar zannediyorum, hepimizi besleyen şeyler. Tabii hayatın içinde okumak var. Benim ünlü “merak etme” derdim var. Seyretmek dinlemek, müzik, resim ve sanatın her dalı var. Onlardan uzak kalırsanız kurursunuz. O zaman da yaşamanın hiç bir anlamı kalmaz.

Sizin küskünlükleriniz neler oluyor neye kızarsınız?

Militarizme çok kızarım. Kapitalizme çok kızarım. Her türlü ayrımcılığa çok kızarım. Bu aklıma gelen üç temel şey. Savaşlara da çok kızarım ama militarizm dediğim zaman anlaşılıyor zaten. Sömürüye çok kızarım bu da kapitalizme kızarım deyince anlaşılıyor. Bütün bunlar da demin dediğim gibi hayatın zorlukları ama bunlara karşı mücadele etmek de işte zaten o sizin hayatın diğer alanlarından aldığınız güç ve kendi iç dinamiklerinizle düşündüklerinizle ve hayal gücünüzle savaşacağınız itiraz edeceğiniz şeyler. Ama kesinlikle bunlardan nefret ediyorum ve insanlardan değil böyle şeylerden.

Abuk sabuk şeylerden nefret etmektense insana nefret enerjisinin bu tür hayatın olumsuzluklarına yöneltmesinin doğru olduğunu düşünüyorum. Doğaya zarar verilmesinden nefret ediyorum. Bu dünyada insan türünün en her şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşünülmesinden nefret ediyorum. Bu dünya bir canlı ve bizler bu dünyanın birer parçasıyız. Dolayısıyla o bizim dışımızdaki canlılara gösterilen hoyratlıklardan nefret ediyorum.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Ateist değilim agnostiğim

Peki, dostlarla bir araya geldiğinde neler yapar Deniz Türkali?

Bir kere Cihangir’de oturuyorum. Benim için cennet orası çünkü dostlarımla sarmaş dolaş oturuyorum orada. Cihangir’in en sevdiğim yanlarından biri çok ciddi bir hayvan sevgisi olan insanlar ile bir aradayız. Kedilerim, benim; şahsımın da bir kedisi var. Eve “merhaba sarışın, nasılsın zeytin, iyi misin domates, hala yatıyor musun bulut” şeklinde bir konuşmayla giriyorum.

İnsan dostlarıma gelince her anlamda onlarla beraberim zaten. Çok ciddi şakalaşırız, çok ciddi konular konuşuruz hayatla ilgili sanatla ilgili politikayla ilgili kendimizle ilgili. Birbirimizi kıyasıya eleştiririz. Kendimizle hepimiz çok iyi dalga geçmeyi biliriz. Yılmaz’ın en önemli özelliklerinden biri buydu. Sanırım bana büyük ölçüde ondan geçti.

Hatırlamıyorum daha önce mizah duygum bu kadar gelişmiş miydi? Bir gerçek var babamın da mizah duygusu gelişkindir. Yani ailede büyükbabamın da mizah duygusu gelişkindi. Bir de ailede çok masal büyüyen bir çocuktum. O masalların hepsi çok komikti büyükbabamın anlattığı.

Eve dönerken hala ağlayan biriyim

Büyükbabamla anneannem Selanik dönmesi anneden anneye geçtiği için dolayısıyla ben de Selanik dönmesi sayılırım ama benim dinle çok yakın bir ilişkim yok. Ama ateist değilim agnostiğim. Bütün bunları konuşuruz, tartışırız dalga geçeriz. Hem eğleniriz, birlikte eylemlere katılırız. Birlikte bir filmi seyredip sabahlara kadar film üzerine konuşup zaman zaman kavga ettiğimiz olur, zaman zaman ağladığımız olur.

Dün akşam mesela Ken Loach’un Land And Freedom’u seyrettiğimizde beş arkadaş konuşuyorduk. Jenerik başladı, başladık ağlamaya film bitti hala ağlıyorduk. Oradan başka arkadaşımızın evine gittik ve sabah beşte yaklaşık olarak eve dönerken hala ağlayan biriyim ben. Bunun gibi şeyler, böyle.

“Güven”… Babanız Vedat Türkali’nin bahsettiği ayrıca güvenmenin sizdeki karşılığı ne?

Romanla ilgili bir şey söylemeyeyim çünkü roman farklı bir güven duygusu anlatıyor. O babamın kendi hayatında ve onun kendi dönemindeki insanların ihtiyacı olan veya buldukları güveni anlatıyor. Benim hayatımda ise çok önemli. Dostlarıma benim güvenim sonsuz. Gözümü kapatıp bir uçurumun ucundan gerçekten dostum dediğim insanların kucağına atlayabilirim. Çünkü ben de o atlayacak olan dostlarıma açığım. O yüzden de “güven” budur.

Güvenin dostlarının dışında insanın şu hayatta güvenebileceği hiçbir şey yok biliyorsunuz. Her an savaş tehlikesi her an savaşın içinde yaşıyoruz. Özellikle Türkiye’de dünyanın her yerinden her dakika doğaya karşı zalimce müdahalelerden doğanın her an intikamıyla karşı karşıyayız. Gerçekten benim en çok güvendiğim dostlarım.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Feminist olmamı, babam Vedat Türkali’ye borçluyum

Babanız, yazar Vedat Türkali’nin eseri olan Fatmagül’ün Suçu Ne? Adlı romandan senaryolaştırılan dizide de oynuyorsunuz. Diziyi nasıl buluyorsunuz?

Daha önce babamın yazdığı “Dallar Yeşil Olmalı ”da oynamıştım. Babamın yazdığı bir şeylerde oynamak hoşuma gidiyor, seviyorum. Ayrıca dizideki rolümü ve senaryoyu çok sevdim. Çok başarılı olduğunu düşünüyorum.

Dizideki tecavüz sahnesi çok konuşuldu. Siz ne söylersiniz?

Bir dizide çekilebilecek, bundan daha başarılı bir tecavüz sahnesi düşünemiyorum. Sahnenin üzerine gidilmesi çok anlamsız. Bunu bu kadar büyütmekten kimin çıkarı var onu anlamaktan acizim. Basında bu kadar abuk sabuk şeyler konuşulmasaydı, çok daha olumlu sonuç alınırdı.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Cahil cesareti

Siz zaten “Ben ahlakçı değilim, öğretilen ahlak anlayışını da çok ikiyüzlü buluyorum” diyorsunuz.

Hiç kimse dizi seyrederek ahlaksız olmaz. Asıl tam ahlaksızlık bunları bir ahlak paketi halinde sunmaktır diye düşünüyorum. Fatmagül’ün Suçu Ne? dizisine dönecek olursak zaten eleştirileri, kendini bu anlamda ahlak savunucusu zannedenler yapıyor. Sanat, kültür, ahlak nedir, ahlakçılık nedir, bir bilgisi olmayan insanlar bu tür abuk sabuk beyanatlarda bulunuyorlar. Ben bütün bunları dediğim gibi ahlaka aykırı buluyorum. Vedat Türkali, Türkiye’nin en değerli sanatçılarından biri. Onun yazdığı bir senaryo üzerine bu tür bir konuşma yapma cüretini, cahil cesareti olarak görüyorum.

Peki, babanız Vedat Türkali hayatınızda neleri besledi?

Pek çok açıdan beni besledi. Feminist olmamı bir ölçüde Vedat Türkali’ye borçluyum. Ona itiraz ede ede feminist oldum çünkü. İsyanlarımı hep babama karşı dile getirdim. Kızım Zeynep ise bana kadın olmayı, kadın olarak ayakta durmayı, çocuğumla birlikte var olmayı ve birlikte düşünmeyi öğretti.

Ailem sonradan sanatçı oldu

Bu ailede değil de başka bir ailede dünyaya gelmiş olsaydınız acaba yine her şey aynı olur muydu?

Ben altı yaşındaydım, babam hapse girdi. 14 yaşındaydım, hapisten çıktı. Edebiyat hocasıydı ve politik nedenlerle hapse girdi. 14 yaşına kadar gayet sıradan bir ailenin çocuğuydum. Büyükbabam doktordu, annem felsefeci fakat üniversitede kalması mümkün olmazdı. Çünkü komünist bir adamın karısıydı. Annem yıllarca bankada çalıştı.

Anneannem ev kadınıydı, dolayısıyla bir açıdan büyüdüğüm bu aile çok sıradandı. Komünist bir babanın kızı olmak belki de bana o dışlanmışlığı, herkesle aynı olmamayı hissettirdi. İlkokulda çok dışlandım,  öğretmenim bana çok kötü davrandı, psikolojik baskı gördüm. Bu mesela sanatçı bir ailenin üyesi olmaktan çok daha önemli. Zaten aile üyeleri hep sonradan sanatçı oldu.

Kim Ne İstiyorsa Onu Giysin

O yıllardan bugüne Türkiye ‘öteki olma’ halleri üzerine birçok dengeyi olumlu yönde değiştirdi. Siz dengelerin değiştiğine inanıyor musunuz?

Tarihin çarkını durduramıyorsunuz. 1980’lere ya da benim çocukluğumun geçtiği yıllara bakarsak tek partili dönem yılları, 59’a kadar olan dönem çok ağır bir dönemdi. 80’lerde öğrenci hareketleri, sendikal hareketler yani tam bir canlanma varken aniden kesildi ve sekteye uğradı. Bugüne baktığımızda tabii ki demokrasi çok farklı. Kürtler dile gelmeye başladı, Ermeniler öyle, eşcinseller öyle.

Yani insanların kendi kimlikleriyle ilgili itirazlarını dile getiriyor olması çok önemli. Baskılar tamamen kalkmadı, şekil değiştirdi. İşçi hareketi çok zayıfladı, kadın hareketi eskisi gibi değil. Yani bütün bunlar bir anlamda belki hayatın diyalekti, belki dünya ahvali. Farklılaşma, değişim devam ediyor. Eskiden daha çok emek eksenindeki mücadeleler ağır basarken şimdi mağduriyet eksenli mücadeleler öne çıkmaya başladı.

 Başörtüsüyle ilgi düşünceniz nedir? Meclis’e başörtülü girilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Mini etekle ilgili ne düşünüyorsam aynısını düşünüyorum. Kim ne istiyorsa onu giymeli. Kimse kimsenin üzerinde baskı kurmamalı.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı

Başımızı Kaşıyacak Vaktimiz Yok

 Kardeşiniz yönetmen Barış Pirhasan, babanızın torunu Yusuf Pirhasan aynı projede buluşuyor, neler söylersiniz?

“Bir Gün Tek Başına” çok özel bir roman,  kült bir roman. Bu romanı filme çekmek büyük bir cesaret. Çok gündeme geldi, babamdan çok istendi. Ama babam ikna olmadı. Sonra biz bir heyet halinde babamı ikna etmeye gittik ve başardık. Barış çok iyi bir senarist ve yönetmen. Yusuf İngiltere’de sinema eğitimi gördü. Babamın oğlu ve torunu olmaları büyük bir avantaj.

Babamın dünyasını, babamla kurulacak diyalogu çok iyi biliyorlar.En önemli projemiz Bir Gün Tek Başına. Prodüktörümüz Emmy ödüllü Anthony Brad. Yani açıkçası başımızı kaşıyacak vaktimiz yok şu sıralar.

Kübra Ünlü – Deniz Türkali Röportajı



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir