Menü Kapat

Elif Gibi Olmak

Elif Gibi Olmak
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  


İsminle yaşa Elif bebe

Gidenlere rahmet, kalanlara sabır, yaralılara acil şifa dileklerimle.

Elif Gibi Olmak Elif Gibi Olmak

Elif Gibi Olmak. Uzun zamandır ama çok uzun zamandır bizim evde televizyon açılmıyor. Bazen günlerce telefon, tablet, laptop çoğu zaman yerinde öylece kalıyor. Cep telefonları çalmadıkça, herhangi birini aramak gerekmedikçe öyle eski normalde olduğu gibi mütemadiyen elde telefon ile gezilmiyor.

Dolayısıyla dünyada, memlekette olandan bitenden birkaç gün sonra haberdar olarak yaşıyoruz.

İyi bir şey mi, kötü bir şey mi dersen, bize gerçekten gayet iyi geldi. Karantina’ ya, Covid’e bağlama sakın, bu bizim evde birkaç yıldır böyle.

Anlayacağın, günün başlangıcında veya sonunda şöyle bir bakıp geçer haldeyiz. O bakma işini de evde genelde ben yaparım. Bakarken birkaç paylaşım. Bakarken birkaç haber. Bazen de okuduğum haberi yüksek sesle okuyup evdekilere duyururum.

Sıradan bir gün; herkes odasında kendince takılıyor. Bir ara mutfağa geçtim, Türk kahvesi saati gelmiş de geçiyor. Neyse kahveleri yaptım tam fincanlara doldururken birden sarsıldım. Bir yandan başım mı döndü diye içimden geçirirken bir yandan da ısrarla o fincanları doldurup salona taşıma gayretindeyim. Salona girerken avizenin sallanmasını görünce baş dönmesi zannettiğim şeyin deprem olduğunu anlayabildim.

Sonrasında iyi salladı, epey uzun sürdü, merkezi neresi acaba muhabbeti. Bu arada kahveler de keyiften öte sakinleştiriciye dönüşmüş oldu. Saat 17:30 gibi elime telefonu alıp yine şöyle bir bakayım acaba kaç şiddetinde bu deprem, yok ya bir şey olmaz bu kadarından diye düşünürken işte yine beni alt üst edecek o görüntü ve seslerle karşı karşıya kaldım.

99 İstanbul depremi sonrası Yeşilköy – Avcılar hattında sabah 7’ de başlayan bir hafta yaptığım canlı bağlantılar, ardından bir hafta sonra Yalova’ da süren yayınlar için depremzedelerle bir aylık yaşamım gözümün önünden geçti birden.

Sesler, kokular, kopmuş insan uzuvları, yardıma muhtaç bebeler, çaresiz insanlar, yardıma muhtaç hayvanlar ve soğuk ve battaniyeler ve araba camlarındaki buhar. Vapurların yaşam alanına dönüştüğü yerler, çadırlar…

Sonra dönüp eve gelmek ve geçmeyen, bitmeyen kaygı bozuklukları, vs vs.

Sonra başka bir zaman Van depremi

Van depreminde aktif saha gazeteciliği yapmıyordum ama yine de evde ne yaparım nasıl yardımcı olurum derken birkaç arkadaşımla sosyal mecralar üzerinden “Evim Evindir Van” yardım kampanyasını oluşturmuştuk ve evsiz barksız kalan birçok aileye insanların evlerini açmasını sağlamıştık.

Depremle ilgili yaşadıklarım zihnimden hızlı okutulmuş bir montaj kurgusu gibi geçti ve son karede Bayraklı’ daki o apartmanın yıkıntısında takıldı kaldı.

Yakınları arama telaşı başladı hemen. Herkes iyi miydi, yapacak, yetişecek bir durum var mıydı? Neyse ki yakınlarımız iyiydi.

Şimdi diğerleri için ne yapabilirim telaşı başladı. Bir sürü haber kanalından canlı yayınları izleme, izlerken yayında verilen açılardan durum analizi yapıp, o analizi doğrulama, yabancı kaynaklardan araştırma, ilgili birimlerin yardım hatlarını bulmaya başlama, bulduklarını sosyal ağlar vesilesiyle ilgili merkezlere bildirmek için çalışma.

Yine yordu, üzdü, sarstı, acıttı, sorgulattı…

Elif Gibi Olmak

Göçük altında kalanlar için umutlar hep yüreğindedir, yitirmek istemezsin. Kimseye bir şey olmasın diye dua edersin. Sonra saatler saatler geçer. Ölüm haberleri yavaş yavaş umutları köreltmeye başlar; işte öyle bir zamanda, gece saat kaçtı hatırlamıyorum bir ara tv kanallarını gezerken haber spikeri Cansın’ı gördüm, bir canlı yayın noktasında…

Elif’ i anlatıyordu…

Umut, işte tam da böyle anlarda tazeleniyor, yeşeriyor yeniden ve gelip, gözüne gönlüne misafir oluyor. Hadi diyorsun, ha gayret kızım diyorsun… Günlerin yorgunluğu, göz kapaklarının ağırlığı yok oluyor aniden.

Sabah saat 7. Cansın hala yayında. Şimdi diyeceksiniz ki Cansın hiç mi uyumuyor?

Uyunmaz İyi biliyorum uyunmaz, uyunamaz. Bir ay boyunca neredeyse hiç uyumadan, Adapazarı-Yalova hattında oradan oraya yetişmeye çalışıp, saatlerin yıllara dönüştüğü bekleyişlerim, sonra canlı yayında bir güzel haber verebilmek için ettiğim dualar geliyor aklıma.

Cansın’ın bir önceki yayında yüzünde gördüğüm o matlık yok olmuş, gözünde ışığı, yüzünde gülüşü ile anlatıyor bu kez. Elifcik kurtuldu. Direndi, hayata tutundu, vazgeçmedi ve gitmedi. Kurtarıcısının parmağına tutunuşuyla ispat etti gayretini, isyanını, gücünü, umudunu, Elif gibi dimdik oluşunu.

İsminle yaşa Elif bebe ve her şeye rağmen Elif gibi olmak sebebimiz ol.

Ve ertesi sabah

Cansın yine yayında tam 91 saat evet tam 91 saat sonra bir mucizeye daha hepimizi tanık ediyor. Artık gözyaşlarına engel olamıyor. Bu kez Ayda direnmiş ve hayattan vazgeçmemiş. O göçükten çıkarılırken Cansın artık kendini tutamıyor, ağlıyor. Çok şükür, diyor…

Sözün de yazının da bittiği yer tam da o iki sözcük oluyor ‘çok şükür’.

Ve yarın, belki sonraki gün, belki bir hafta sonra da umut, hayat… Elif gibi…

Kübra Ünlü – Elif Gibi Olmak

 



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir